Ege Bölgesinin Turizmi
Ege Bölgesinde Turizm
Anadolu en güzel manzaralarını Ege kıyılarında sunar, dersek abartmış olmayızHeredot'un deyimiyle "Dünyanın en güzel gökyüzüne ve en iyi iklimine sahip" Ege kıyıları boyunca körfezler ve yarımadalar, koylar ve plajlar peş peşe sıralanır
Asırlar boyu sayısız mitolojik olaylarla iç içe yaşamış bu bölgede, adım başına tiyatroları, tapınakları, agoraları ile ünlü antik kentlere rastlarsınız
Homer'in ölümsüzleştirdiği Turuva, büyük bir devletin başkentliğini yapmış olan ve zamanının kültür ve sanat merkezi Bergama, tanrıların kutsadığı bu topraklar üzerinde yer alır
Ege Bölgesinde yer alan iller Afyon, Aydın, Denizli, İzmir, Kütahya, Manisa, Muğla ve Uşak'tır
Güzel denizi ve şifalı sularıyla Akçay ile çam ve denizin kaynaştığı nefis bir manzara içindeki Ayvalık, "Zeytinlikler Rivierası" adı da verilen Edremit Körfezi'nde yeralırKörfez sahillerinden güneye indiğinizde, Dikili ve Çandarlı gibi sayısız güzel tatil yerlerinden geçerek bir zamanlar kahraman Türk denizcileri ile ün salmış Foça'ya varırsınız
Lidya kralı zengin Kresus'un başkenti Sart'ı görmek isterseniz sahilden iç kesime yönelmeniz gerekir
Kendi adını taşıyan körfezin içine yerleşmiş olan İzmir, modern ve hayat dolu bir kenttir
İzmir aynı zamanda işlek bir ticaret merkezidir
Cıvıl cıvıl olan alışveriş merkezinde dolaşmak size keyif verecektir
İzmir'in batısında nefis renkli denizi, plajları ve termal merkezleriyle Çeşme yarımadası uzanır
Antik çağların en ünlü kentleri arasında yer alan Efes, Roma devrinde dünyanın en büyük kentlerinden biriydiTüm İon kültürünün zenginliklerini bünyesinde barındıran Efes, yoğun düşünsel etkinliklerle de adını duyuruyordu
Dünyanın yedi harikasından biri sayılan Artemis Tapınağı, heykeller, tapınaklar, tiyatrolar, çarşılar, kütüphaneler, bu antik kentin ününü simgeleyen mimari eserlerdir
Daha güneyde, Milet'li büyük mimar Hippodamos tarafından yaratılan geometrik planı ile Priene antik şehrine rastlayacaksınız
Milet, çağının büyük bir ticari ve düşünce merkezi idi ve burada bilim, önemli ilerlemeler kaydetti
Didim, antik kent olmamakla birlikte Apollo'ya adanmış görkemli tapınağı ile ünlenmiştir
İzmir-Antalya yolu üzerindeki Aphrodisias (Geyre) önemli bir kültür ve sanat merkezi idi ve heykelcilik okulu ile ün yapmıştıAynı yol üzerindeki dünyaca tanınmış Pamukkale'ye uğramadan geçeceğinizi düşünemiyoruz
Oluk oluk akan kalsiyum yüklü sıcak sular, zamanla bu doğaüstü manzarayı oluşturmuştur
Dünyada bir eşine daha rastlanmayan bu oluşumu izlerken havuzlarındaki şifalı sularında banyo yapmanız da mümkündür
Antik Hierapolis'in kalıntıları bu kalsiyum teras yığınının arkasında yer alır
Ege Bölgesi'nin güneyinde çok sevilen tatil yerlerinden ilk akla gelenler Bodrum, Marmaris, Datça, Köyceğiz ve Fethiye'dirBodrum (eski Halikarnas), Heredot'un anavatanıdır; buradaki kral Mausolos'un mezar anıtı dünyanın yedi harikasından biri sayılmaktadır
Modern bir marinaya sahip olan Marmaris etrafını çevreleyen yeşil dağ ve tepeleriyle, pırıl pırıl deniziyle çok cazip bir tatil yeridir
Marmaris, yakınlarında çiçeklerle bezeli Datça, biraz daha ileride doğal kırlarıyla Köyceğiz Likya Mezarları ve Ölü Denizi ile Fethiye sonsuz mavi bir denizin ve uçsuz bucaksız kum cennetinin üzerinde sıralanırlar
İzmir
Eski İzmir kenti (Smyrna) körfezin kuzeydoğusunda yer alan ve yüzölçümü yaklaşık yüz dönüm olan bir adacık üzerinde kurulmuştuSon yüzyıllar boyunca Meles Irmağı Sipylos (Yamanlar) Dağı'ndan gelen sellerin getirdikleri mil ile bugünkü Bornova ovası oluştu ve yarım adacık bir tepe haline dönüştü
![]()
Şimdi Tepekule adını taşıyan bu höyüğün üzerinde Tekel Müdürlüğü'nün İzmir Şarap ve Bira Fabrikasına ait numune bağı bulunmaktadır![]()
Yapılan en son kazılarda İzmir’deki yerleşim alanlarının MÖ
7000 yıllarına dek uzandığı ortaya çıkarılmıştır
![]()
Bayraklı’daki Smyrna kentinin tarihi her ne kadar MÖ
3000 yılından çok daha gerilere uzandığı tahmin edilmekte birlikte, yapılan en son kazılarda henüz M
Ö
3000 yıllarına kadar gidilebilmiştir
Kazılarda elde edilen bilgiler ışığında ilk İzmir yerleşikleri evlerini höyüğün en üst düzeyinde denizden 3 ile 5 metre yukarıdaki kayalar üzerine oturtmuşlardır
Bu ilk yerleşme Eski Tunç Çağı dönemine aittir
![]()
Demir Çağı boyunca İzmir evleri, büyüklü küçüklü tek odalı yapılardan oluşmakta idiGün yüzüne çıkarılan en eski ev M
Ö
925 ile M
Ö
900'e tarihlenmektedir
İyi korunmuş halde ortaya çıkarılan bu tek odalı evin (2,45 x 4 m
) duvarları kerpiçten, damı ise sazdan yapılmıştı
![]()
Eski İzmir'liler kentlerini MÖ
850'lerde kerpiçten yapılmış kalın bir surla korumaya başladılar
Bu tarihten itibaren Eski İzmir'in bir kent devlet kimliği kazanmış olduğu söylenebilir
Kenti 'Basileus' adı verilen bir beyin idare ettiği olasıdır
Göçleri gerçekleştirenler ve kent ileri gelenleri soylu tabakayı oluşturuyordu
Kent duvarları içinde yaşayan nüfus olasılıkla bin kişi civarındaydı
Kent devlete ait halkın büyük bir bölümü civar köylerde yaşıyordu
Bu köylerde, bu çağdaki Eski İzmir'in tarlaları, zeytin ağaçları, bağları, çömlekçi ve taşçı işlikleri yer alıyordu
Geçimi tarım ve balıkçılıkla sağlanıyordu
Kentin en önemli kutsal yapısı Athena Tapınağı idiBu tapınağın günümüze değin korunan en eski kalıntısı M
Ö
725-700 yılları arasına tarihlenmektedir
![]()
Eski İzmir'in parlak dönemi MÖ
650-545 yılları arasına denk düşer
Yaklaşık yüz yıl süren bu süre, bütün İon uygarlığının en güçlü dönemini oluşturur
Bu dönemde İzmir'in tarımla yetinmeyip Akdeniz ticaretine de ortak olduğunu görmekteyiz
![]()
Parlak dönemin İzmir'deki önemli belirtilerinden biri MÖ
650'den beri yazının yaygınlaşmaya başlamasıdır
Tanrıça Athena'ya sunulan armağanların birçoğunda sunu yazıtları bulunmaktadır
Kazılarda ortaya çıkarılan Athena Tapınağı (M
Ö
640-580), Doğu Helen dünyasının en eski mimarlık eseridir
En eski ve en güzel sütun başlıkları şu ana kadar İzmir'de bulunmuştur
![]()
Eski İzmir'in cadde ve sokakları daha 7yüzyılın ikinci yarısında ızgara planlı idi, caddeler ve sokaklar kuzeyden güneye ve doğudan batıya uzanıyor, evler genellikle güneye bakıyordu
![]()
İlerde MÖ
5
yüzyılda Hippodamos tipi adını alacak olan bu kent planı özünde Yakın Doğuda çoktan biliniyordu
Bayraklı şehir planı bu tür kent dokusunun Batı dünyasındaki en erken örneğidir
İon uygarlığının en eski parke döşeli yolu Eski İzmir'de gün ışığına çıkarılmıştır
![]()
Helen dünyasının en eski sivil mimarlık eseri Eski İzmir'de 7Yüzyılın ilk yarısında yapılmış olan güzel taş çeşmedir
Bir zamanlar Yamanlar Dağı üzerinde yükselen Tantalos Mezarı, tholos biçimli anıtsal mezarların güzel bir temsilcisidir
Tantalos mezarı adı ile anılan bu anıtsal eser, Eski İzmir'de MÖ
520-580 tarihlerinde yönetimi elinde tutan basileusun ya da tiranın mezarı olmalıdır
![]()
İzmir’in zenginliği ve gelişkinliği komşu Lydialıları harekete geçirdi ve İzmirlilerle savaşa girdilerM
Ö
610-600 yıllarında Lydia orduları İzmir’i ele geçirip kenti yakıp tahrip ettiler
Ancak İzmirliler kentlerini yeniden kurmayı başardılar
Eski İzmir’in çöküşü, Anadolu’da Pers istilasının sonuçlarındandırPers İmparatoru orduları Anadolu’da ilerlerken, Lydia krallığına karşı Ege’nin kıyı kentlerinin kendisini desteklemesini istemişti
Bu isteğe uymayan Ege’nin kıyı kentlerini cezalandırmak amacıyla, Pers İmparatoru Lydia’nın başkenti Sardes’i ele geçirdikten sonra, diğer kıyı kentleriyle birlikte İzmir’e de saldırdı
Pers Ordularının saldırısı sonucu M
Ö
545 yılında İzmir tahrip edildi
Bu tahribattan sonra Bayraklı’daki yerleşim alanında bir daha kent düzeninde bir yerleşim olmadı
çııÖÖçş
Efes Antik Kenti
İlk çağın en ünlü şehirlerinden biri olan Efes, Küçük Menderes nehrinin sularını boşalttığı körfezin yakınında kurulmuşturTarıma elverişli toprakları, Doğu’ya açılan büyük ticaret yolu oluşu, gerek putperestlik gerekse Hıristiyanlık döneminde çok önemli bir dini merkez oluşu, tarihe büyük bir kent olarak geçmesini sağlamıştır
İlim ve sanat Dünyasında da adını duyurmuş, ünlü kişiler yetiştirmiştir
Bunlar Rüya tabircisi Ardemidotus, şair Callinos ve Hipponax, filozof Heraklitos, Ressam Parrhasius, gramer bilgini Zenodotos, hekim Soranos ve Rufus’tur
Efes’in tarihi M
Ö
6000’lere uzanmaktadır ki bunu, son yıllarda Arvalya ve Çukuriçi höyüklerinde ele geçen buluntular ortaya çıkarmıştır
Ayasuluk Tepesinde yapılan kazılarda burada Erken Tunç Çağından günümüze kadar kesintisiz yerleşmenin varolduğunu göstermiştirBu da eski Efes’in Ayasuluk tepesinde olduğunu, buranın Anadolu kavimleri ve Hititler tarafından iskan edildiğini ispatlamaktadır
Ayrıca Hitit yazılı metinlerinde Apasas olarak geçen kentin bu kent olduğu da kesinleşmiştir
Antik yazarlar Strabon ve Pausinias, tarihçe Herodot, Efes’li şair Callinos gibi antik kaynaklar Efes’in Amazonlar tarafından kurulduğuna ve yerli halkın Karyalılar ve Leleglerden oluştuğuna işaret etmektedirler
MÖ
11 yüzyılda Atina Kralı Kodros’un oğlu Androklos, diğer kolonistler gibi Anadolu’ya gelmiş, Efes civarına yerleşmiştir
Söylenceye göre; Androklos yeni bir şehir kurmak için yol çıkmadan önce kahine danışır
Kahin ona şehri kuracağı yerin bir balık ve yaban domuzu tarafından gösterileceğini söyler
Adamlarıyla birlikte Anadolu kıyılarına adım adan Androklos yakaladıkları balıkları tavada pişirirken, tavadan fırlayan bir balığın sıçrattığı kıvılcımlar çalıları tutuşturur
Çalıların arkasında bulunan bir yaban domuzu alevlerden korkarak kaçmaya başlar
Bunu Andraklos kahinin söylediklerini hatırlar ve atına binerek yaban domuzunu takip eder ve onu öldürür ve yaban domuzunu öldürdüğü yere kentini kurar
Bu söylence Hadriyan Tapınağının frizlerinde betimlenmiştir
Bu kabartmaların orijinalleri ise Efes Müzesinde sergilenmektedir
![]()
Helenler buraya geldiklerinde Anadolu’nun hemen hemen her yerinde olduğu gibi Ana Tanrıça Kybele’yi baş tanrı olarak buldularYerli halkla anlaşabilmek için Artemis’i ana tanrıçayla bir tutarak aynı yerde tapınmaya başladılar
Artemis Efes’te Anadolu’nun ana tanrıçası Kybele’nin yerini alarak bereket tanrıçası olmuştur
M
Ö
625 yılında ilk Artemis tapınağı inşa edilir
M
Ö
7
yy’da kent Kimmerler’in istilasına uğrar ve Artemis Tapınağı yerle bir edilir
M
Ö
560’da Lidyalı’lar tarafından Efes ele geçirilir ve kent Artemision çevresine taşınır
Bugün gezilen Efes Büyük İskender’in generallerinden Lysimachos tarafından Bülbül ve Panayır dağları arasındaki vadide M
Ö
3
yy da kurulmuştur
Kent Akdeniz’in önemli deniz ticaret merkezlerinden biri olmuştur
M
Ö
2
yy’da Romalıların egemenliği altına giren Efes hızla gelişmeye başlamış ve Roma İmparatorluğunun Küçük Asya’daki başkenti olarak M
S
2
yy’la kadar en parlak dönemini yaşamıştır
O dönemde kentin nüfusu 250 bin’e ulaşıyordu
Yaşanan büyük depremler ve Bizans Döneminde Küçük Menderes’in getirdiği alüvyonlarla dolan limanın büyük bir bataklık oluşturması ve sıtma salgınının baş göstermesi sonucunda kent terk edilir
Efesliler kentin ilk kurulduğu Ayasuluk tepesine yerleşirler
1304 yılında Selçuklu’lar tarafından ele geçirilen kent 1426 yılında Osmanlı topraklarına katılır
1914 Ayasuluk adı Selçuk olarak değiştirilmiştir
1957 yılında İzmir’in ilçesi olmuştur
![]()
MAGNESİA KAPISI:
Kentin günümüze kadar korunan Magnesia kapısı çok tahrip görmüştürKapı büyük olasılıkla imparator Vespasian (M
S
67-79) tarafından inşa ettirilmiştir
Kapı Magnesia şehrine baktığı için bu adla anılmaktadır
Kazılarda ele geçen bir yazıttan Artemison’dan başlayan tören yolunun Magnesia kapısından tiyatroya ve oradan stadyumun doğu ucundaki Pion kapısından geçerek yine Artemis tapınağına ulaştığı anlaşılmaktadır
DOĞU GYMNASIOMU:
Odeon’un doğusunda kalan çok iyi korunmuş yapı kalıntıları araştırmacılar tarafından hamam olarak tanımlanmıştırM
S
1
yüzyıla tarihlenen söz konusu yapının bir yazıtta belirtildiği üzere Efes’li Sofist Fladius Damianus’un ve karısı Veda Faetrina tarafından yaptırılmıştır
![]()
ODEON:
Zengin bir Efes’li olan Publis Vedius Antonius tarafından MS 150 yılında yaptırılan Odeion tiyatro biçimli bir yapıdır
Salonu 1400 kişilikti
Yanında prytaneion ve önünde devlet agorası olduğunu göz önünde tutarsak tiyatro gösterilerinin yanı sıra belediye meclisi olarak ta kullanıldığını söyleyebiliriz
Orkestrasında yağmur sularını akıtacak oluklar bulunmamasından üstünün kapalı olduğu anlaşılmaktadır
![]()
DEVLET AGORASI:
MS
1
yüzyılda inşa edilen Devlet Agorası 160m
x 73m
ölçülerindedir
Devlet Agorasının altında eski çağlara ait kalıntılar da bulunmuştur
M
S
1
yüzyılda devlet kontrolünde ticaretin yapıldığı dini ve resmi törenlerin düzenlendiği Agora’da dört basamakla çıkılan Efes’in ticaret borsası gibi bir işlevi olan bir bazilika da bulunmaktadır
![]()
PRYTANEION: ( BELEDİYE SARAYI )
Prytaneion ( belediye binası ) Hestia Sunağı ile birlikte şehrin kutsal alanı olarak kullanılıyorduBurada politik işler görüşülüp, kabuller yapılıyor önemli törenler ve şölenler düzenleniyordu
Sunağın üzerinde Kuretler tarafından daima yakılı tutulan kutsal bir ateş bulunmaktaydı
Bina ilk olarak M
Ö
3
yy’da inşa edilmiş olup bugün görülen kalıntılar 1,yya’la aittir
Burada Artemis Ephesia heykellerine dokunulmamış ve bu iki güzel heykel günümüze kadar gelebilmiştir
Bugün Efes Müzesi’nde sergilenen iki Artemis Heykeli bu yapı binada bulunmuştur
![]()
MEMMIUS ANITI:
Bir kitabeye göre diktatör Sulla’nın torunlarından Memmius adına Geç Helenistik Dönemde inşa edildiği düşünülmektedirM
S
4
yy’da anıtın kuzeybatısında büyük bir çeşme ilave edilmiştir
DOMİTİAN TAPINAĞI:
Efes’te bir imparator adına yapılmış ilk kutsal yapı Domitian tapınağıdırEfes’in en merkezi yerinde 50x100 m
tonozlu alt yapılar üstünde bir teras oluşturularak inşa edilmiştir
Tapınaktan çok az kalıntı bulunmaktadır
Kazılar sırasında İmparator Domitian’ın oldukça büyük bir heykeli bulunmuştur
Heykelin bir insan büyüklüğündeki ön kolu ve başı günümüzde Selçuk Efes Müzesi’nde sergilenmektedir
KURETLER CADDESİ:
Devlet Agorası ile Celsus Kütüphanesi arasındaki yol Kuretler caddesidirŞehrin idaresinde önemli rol oynayan ve her yıl değişen altı üyeye sahip Kuretler ( dini liderler ) billiğinin geçtiği yol olduğu için bu ismi almıştır
Caddenin iki tarafında bulunan sütunların gerisinde dükkanlar ve önünde Efes’in ünlü kişilerine ait heykeller yer almaktadır
Şehrin en büyük kanalizasyon sistemi mermerle kaplı bu caddenin altındadır
![]()
TRAJAN ÇEŞMESİ:
Trajan çeşmesi 520x11
90 m
ölçüsünde, önünde havuz bulunan iki katlı bir çeşmedir
Alt katta kompozit üst katta ise korinth düzeninde sütun başlıkları kullanılmıştır
Yapının ortasındaki bölümde suyun havuza aktığı yerde imparator Trajan’ın büyük heykeli duruyordu
Sular heykelin altından çağlayanlar halinde büyük havuzun üzerine dökülüyordu
Trajan çeşmesini süsleyen heykeller bugün Efes müzesinde bulunmaktadır
![]()
SKOLASTİKA HAMAMLARI:
Panayır dağının güney batı eteğindeki ana caddenin köşesindeki büyük hamam yapısı MS
l
yy’da inşa edilmiş ve M
S
400 yıllarında heykeli odalardan birinde görülebilen Skolastikai adlı Hıristiyan bir kadın tarafından restore edilmiştir
Üç katlı ve bin kişi alabilecek kapasitedeki bu hamamın diğer katları dinlenme odaları, kütüphaneler ve eğlene salonlarından oluşmaktaydı
Taban ve duvarlar mermer ve mozaiklerle kaplanmıştır
![]()
LATRİNA:
Kentin genel tuvaleti olan bu yapının ortasında kare planlı bir havuz, yanlarında bir sıra tuvalet taşı bulunmaktadırTuvalet taşlarının hemen önünde su kanalı yer alır
Tabanı mozaiklerle kaplıdır
HADRİAN TAPINAĞI:
Efes’in küçük ancak en göz alıcı eserlerinden olan Hadrian tapınağı bir Sella’dan ve Portiko’dan oluşmaktadırSella’nın üstü taş tonozla örtülüydü
Yanlarda düz olan alınlık ve onun üzerindeki friz iki sütunun ortasında bir kemer biçimi alır
Ortası Tyche (kent tanrıçası) büstü ile süslü olan bu kemeri bugün yalnız iki uçtaki kalmış olan alınlık çevreliyordu
Hadrian tapınağı M
S
4
yy’da kısmen yıkılmış olduğundan restore edilmiş ve bu sırada Portikonun iç duvarlarının üstünü süsleyen 4 kabartma eklenmiştir
Efes’in kuruluş hikayesinin resmedildiği kabartmaların asılları müzede bulunmaktadır
Sellada İmparator Hadrian’ın heykeli bulunmaktadır
Tapınağın önünde duran ve dörtköşe sütunlarıyla dayanan dört kaide üstünde Roma imparatorları Galerius Maximianus, Diocletianus ve Constantius Chlorus’un bronz heykelleri bulunuyordu
![]()
YAMAÇ EVLER :
Bülbül Dağının yamaçlarında Efes’li zenginlerin ikamet ettikleri belirtilen evler vardıYakın zamanda restore edilerek orijinal durumlarına biraz daha yaklaşan bu evler, geniş merdivenlerle caddeye dikey olarak açılmaktaydı
İki veya üç katlı oldukları bilinen evlerin duvarları fresk ve yerler de mozaiklerle süslüdür
Tabanda ısıtma sistemi vardır
M
S
1
yy’da inşa edilen evler daha sonraki yıllarda bir çok değişiklikler yapılarak 7
yy’a kadar kullanılmıştır
AŞK EVİ:
İlk inşa devresi İmparator Trajan dönemine rastlamaktadırİki katlı bir yapıdır
Arkada tuvaletler ve Skolastika hamamı ile ortak bir yapı oluşturur
Bir yazıttan aşk evi olduğu anlaşılan bölüm ile büyük bir tuvalet bu yapı topluluğunun ilk inşa evresine dahil edilir (M
S
1
yy)
Üst kattaki odaların kızlara, alt kattaki odaların ise konuklara ait olduğu düşünülmektedir
Aşk Evinin baş salonunu mozaik döşeli yemek odası oluşturuyordu
Yerde dört mevsimi simgeleyen bir mozaik bulunuyordu
Bu Aşk Evi Pompeidekilerle karşılaştırıldığında büyüklüğüyle dikkati çekmektedir
![]()
CELSUS KÜTÜPHANESİ:
Efes’in önemli yapıtlarından biri de Celsus kütüphanesidir1970 yılında onarım çalışmaları başlatılmıştır
1978 yılında onarım çalışmaları kütüphanenin ön yüzünün ayağa kaldırılmasıyla tamamlanmıştır
Kütüphane 9 basamaklı bir merdivenle çıkılan ve tonozlu bir alt yapının oluştuğu platform üzerinde yükselir
Yan galeriden Celsius’un lahitinin bulunduğu odaya geçilir
![]()
Kütüphanede bulunan kitapları nemden korumak için bina çift duvarla çevrilmiştirBu duvarlar üzerinde bulunan dolaplarda yada raflarda rulolar ve ciltler halinde bir araya konulmuş el yazmaları saklanıyordu
Aleksandria ve Bergama kütüphanelerinden sonra dönemin en büyük üçüncü kütüphanesidir
![]()
Bu kütüphane MS
35 yılında Asya Konsülü Julius Celsus Palemaeanus adına oğlu Julius Aquila tarafından yaptırılmıştır
60
90 x 16
72 ölçülerinde dıştan iki katlı, içten tek bir salondan oluşur
Roma Mimari özelliklerini tümüyle yansıtan yapının ön cephesinin dekorasyonu, devrinin en güzel örnekleri arasında yer alır
Ön cephe sütunları arasında yer alan dört kadın heykeli “akıl”, “kader”, “ilim” ve “erdem” ögelerini sembolize eder
Bugün bu heykellerin orijinalleri Viyana Müzesinde sergilenmektedir
![]()
MAZEUS-MİTHRİDATES KAPISI:
Celsus Kütüphanesi’nden Agora’ya geçişi sağlarYanlarında köle olarak bulunan ve daha sonra özgürlüklerini bağışlayan İmparator Augustus ve ailesi adına bu iki esir tarafından M
Ö
4
-3
yılda yaptırılmıştır
TİCARET AGORASI:
Efes’in ticaret Agora’sı Helenistik dönemde kurulmuştuAgora’nın dört kenarı stoalarla çevrilidir
Agora’nın İon düzenindeki batı kapısından ele geçen mimari parçalar Helenistik dönem stil özellikleri göstermektedir
Agoranın ortasında Horologion yani bir su ve güneş saati bulunmaktaydı
Çevrelerinde de yüzlerce heykel vardı
Bugün bu heykellerin yalnızca kaideleri ele geçmiştir
![]()
SERAPİS TAPINAĞI
Agorada yer alan ve Hıristiyanlık döneminde kilise haline dönüştürülen Serapis tapınağı da yine Efes’in en ilginç yapıları arasında yer almaktadırYapılan araştırmalar Mısırlı kolonistlerce yaptırılmış olduğu inancını artırmaktadır
Bugün tapınağa, agoranın güneybatı köşesindeki bir merdivenle ulaşılmaktadır
Tapınak Barok stil özelliklerini göstermektedir
Yıkıntılar arasında Mısır granitinden yapılmış bir heykel parçasının bulunması ve bulunan yazıtların birinde Mısır kült ritüellerinden söz edilmesi bir başka yazıtında Serapis dinine girenlerden bahsetmesi nedeniyle, buranın Serapis Tapınağı olduğu düşüncesi kesinlik kazanmaktadır
MERMER CADDE:
Mermer cadde, Efes Artemis tapınağından başlayan önce Vedius Gymnasionu ve stadyumu geçerek tiyatronun batısı ile Agoranın doğusundan ilerleyen, kütüphanenin önünden doğuya kıvrılarak Devlet Agorasına çıkan, arkasından da Magnesia kapısından itibaren kuzeye yönelip tekrar Artemis tapınağına varan kutsal bir yolduBu yol aynı zamanda kentin ana caddesiydi
Atlı arabalara ayrılmış bu caddede yayalar için yüksek bir platform yapılmıştır
Caddenin altında bir insanın girebileceği büyüklükte gelişmiş bir kanalizasyon sistemi bulunmaktadır
![]()
TİYATRO:
Efes’in iyi korunmuş yapılarından en büyüğü ve en etkileyicisi tiyatrosudurİlk kez Helenistik dönemde inşa edilen tiyatro M
S
1 – 2
![]()
yy’da aittir
Roma döneminde İmparator Claidus zamanında genişletilmiş ve İmparator Trajan’ın döneminde de tamamlanmıştır
Sahnenin ilk iki katı imparator Neron zamanında yapılmıştır
Üçüncü kat daha sonra eklenmiştir
Tiyatro 24
000 kişiliktir
İzleyicilerin oturduğu kısım ( cavea ) üç diazomalıydı ve cavea’ya giriş yanlardaki geçitlerden sağlanıyordu
Tiyatro geç Roma Devrinde gladyatör dövüşlerine de sahne olmuştur
![]()
StPaul Hiristiyanlığı yaymak için çıktığı yolculuğu sırasında Efes’e gelmiş ve bu tiyatroda Efeslilere hitap etmek istemiştir
Gümüşten Artemis heykelcikleri yapan Demetritus mesleğini kaybedeceğini düşünerek tiyatrodaki halkı kışkırtmış “Efes’in Artemis’i uludur” diye bağırmıştır
Galeyana gelen halk St
Paul’ün üzerine yürümüştür, araya giren yetkililerin yardımı ile St
Paul Efes’i terk etmiştir
Tiyatronun altında bulunun çeşme Helenistik döneme ait tek yapıdır
![]()
ARKADİANE CADDESİ:
İlk olarak Geç Helenistik devirde yapılmıştırİmparator Arcadius ( 395-408) zamanında onarıldığı için bu isimli anılmaktadır
500 metre uzunluğunda ve 11 metre genişliğindedir
Caddenin iki yanında galeriler, dükkanlar bulunmaktaydı
Bu cadde bir tür tören caddesi olarak kullanılmaktaydı
Liman caddesi olarak da adlandırılan cadde geceleri aydınlatılıyordu
![]()
Caddenin orta kısmında dört sütundan oluşan bir anıt bulunmaktadırBu sütunların üzerinde dört havarinin heykeli mevcuttu
![]()
TİYATRO GYMNASİUMU:
Roma imparatorluğu döneminde MS
2
yy başında inşa edilen tiyatro Gymnasion’un ancak palestrası ortaya çıkarılmıştır
Burası hem beden hareketlerinin yapıldığı bir yer hem de küçük stadyum olarak işlev görüyordu
Aynı zamanda Efes’in en büyük Gymnasiumudur
LİMAN GYMNASİUMU VE HAMAMLARI:
Efes kentinin en büyük mimari topluluğu olan Liman Gymnasiomu ve hamamlarının bugüne değin küçük bir bölümünün kazılmasına karşın ayakta bulunan kalıntıları çok etkileyicidirGymnasion’un biri 90x90 metre , öteki 200x240 metre ölçüsünde olmak üzere iki palaestrası, yani beden hareketlerinin yapıldığı yeri vardı
Büyük palestra 13 çeşit renkteki mermer plakalarla kaplanmıştır
Küçük palestranın kuzeydeki salonunun imparator kültüne, güneydekinin de derslere ve toplantılara ayrılmış olduğu saptanmıştır
M
S
4
yy’da yapılmış bir bronz atlet heykelinin güzel bir roma kopyası güney salonda bulunmuştur
Bu heykel halen Viyana müzesinde sergilenmektedir
Yapı topluluğunun hamam kısımları da büyük kalıntılar halinde ayakta durmaktadır
Yapı topluluğunun hamam kısımları da M
S
2
Yüzyılda inşa edilmiş olup, 4
yüzyılda İmparator Konstantinus II
zamanında değişikliğe uğradığından “Kostantinus Hamamları” adıyla da anılmaktadır
![]()
ÇİFTE KİLİSELERİ (KONSÜL KİLİSESİ) :
Bizans hamamlarının karşısında yer alan Çifte Kiliselerin Hristiyanlık dünyası için son derece özel bir önemi vardır431-438 yıllarında konsül toplantısının yapıldığı kilise 265x29
5 m
boyutlarında bir yapıdır
M
S
11
Yüzyılda Roma döneminde bir bazilikaya dönüşen yapı Meryem Ana’ya adanmış ilk kilisedir
Burada yapılan 3
Konsül toplantısında Katolizmin doğması kararları alınmıştır
Bazilikanın M
S
4
yüzyılda kiliseye dönüştürülmesi esnasında batı tarafına nefli bir yapı eklendiği ve batı girişinden sonra büyük bir antrium yer aldığı gözlenmektedir
Kilise kısmına geçmek için tabanı mozaikli bir nartexten geçilir
Vaftiz yerinin ortasın da vaftiz havuzu ve duvarlarında haç figürleri bulunmaktadır
![]()
MS
7
yüzyılda kilisenin apsisinden açılan bir kapı ile ikinci bir kilise inşa edilmiş ve böylece kiliselerin adı ‘’ Çifte Kiliseler ‘’ olarak anılmaya başlamıştır
Bu yeni açılan bölüm din adamlarının ikametlerine ayrılan kısımlar bulunur
![]()
STADYUM:
Vedius Gymnasionun güneyinde bulunan stadyum, her çeşit törenlerin, atletik yarışmaların, araba koşularının ve gladyatör dövüşlerinin yapıldığı yerdir200 x 30 metre boyutlarındaki yapı at nalı şeklinde inşa edilmiştir
Bugünkü Panayır dağının etekleri üzerinde oturma yerleri vardır
Oturma yerleri erken Hıristiyanlık döneminde Ayasuluk surunun yapılmasında kullanıldıkları için stadyum çok tahrip görmüştür
Stadyumun yalnız batı yönü gün ışığına çıkarılmıştır
![]()
VEDİUS GYMNASİUMU:
Efes’in önde gelen varlıklı kişilerinden olan Publius Vedius MS
150 tarihinde dostu ve hamisi imparator Antonius Pius ile tanrıça Artemis adına yaptırmıştır
![]()
Bu yapı bir Gymnasium ve hamamın birleşmesiyle ortaya çıkmıştır
Yapı topluluğunun doğusunda yer alan Palaestra’nın propylonu güneydedir
Bu giriş, zamanında heykellerle süslüydü
Propylonun batısındaki uzun oda tuvalet olup buraya hem güneyden hem de batıdan yani sokaktan girilebiliyordu
ARTEMİS TAPINAĞI:
Efes’teki Artemis Tapınağı dünyanın yedi harikasından biri olarak bilinirArtemision çok görkemli bir yapıydı
Tapınağın en büyük özelliği Helen dünyasının antik çağında mermerden yapılmış en büyük yapı olmasıdır
Anıtsal ölçüdeki ilk mimarlık eseri sayılmaktadır
Her ne kadar bugün o görkemli tapınağın yerinde bazı temel kalıntılardan başka bir şey kalmamışsa da kazı sırasında ele geçen parçalardan yararlanılarak eserin rekonstrüksiyonunu çizme olanağı doğmuştur
Helenler gelmeden önce Artemis Tapınağının yeri yörenin halkı tarafından tapınılan Kybele’ye ait kutsal bir alandı
Arkaik Artemision’un altında bulunmuş olan güzel fildişi ve altın sanat eserlerinin birçoğu İstanbul Arkeoloji Müzesinde korunmaktadır
İon dünyası MS
6 yy’ın ikinci yarısında altın çağını yaşadığından tapınak Efesliler için artık küçük sayılıyordu
Girit’ten getirilen mimarlar tapınağı yeniden inşa etmişler
Arkaik Artemision yüzyıl boyunca görkemi ve güzelliğiyle antik çağda bütün dikkatleri çekiyordu
Ancak Herostratos adlı bir şöhret düşkünü, adını ölümsüzleştirmek için Büyük İskender’in doğduğu yılda M
Ö
356 da tapınağı ateşe verdi
Ağaçtan yapılmış olan tavan ve iç alınlık tamamen yandı
Bunun üzerine Efesliler tapınağı yeniden inşa ettiler
Yeni Artemision”un üst yapısı Arkaik dönem yapısını bir benzeriydi
Paralar üzerindeki tasvirlerden anlaşıldığına göre yeni Artemision’un dar yüzlerinde birer alınlığı vardır
Ayrıca yapı Semerdam şeklinde örtülüydü
![]()
Strabon’a göre tapınak yedi kez yıkılıp yeniden inşa ettirilmiştirŞimdi tapınak kalıntısı Helenistik döneme aittir
Selçuk Kuşadası yolu üzerinde bulunan tapınak 127 sütunluydu
Sunak yerine 13 basamak ile çıkılmaktaydı
Tapınaktaki heykeller yarışmalarda seçilerek konulmuştu
Ayasuluk tepesi erken Hıristiyan, Bizans ve Selçuk devirleri süresince çok iyi bir kale ile savunulmuştur
Halen ayakta bulunan sur erken Hıristiyanlık dönemde inşa edilmiştir
Daha sonra Selçuklular döneminde yeniden restore edilmiştir
Kale duvarındaki ana giriş kapısı Roma yapılarından sökülen taşlarla M
S
6yy da yapılmıştır
İçinde yuvarlak kuleli bir camii, Bizanslılara ve Türklere ait birçok sarnıç bulunmaktadır
![]()
YEDİ UYUYANLAR
MS
5
ve 6
Yüzyıla rastlayan dönemde yapıldığı sanılan Yedi Uyuyanlar Ören yeri dini bir merkez hüviyetindedir
Rivayete göre Hristiyanlığın resmi dini olarak kabulünden önce, İmparator Decius zamanında putperestlerden kaçarak buraya sığınan yedi genç uykuya dalıp iki yüzyıl sonra uyanmışlardır
Uyandıklarında İmparator Theodosius II zaamanında Hristiyanlık resmi din olmuştur
Bu mucize olay üzerine , öldükten sonra bu yedi gencin tekrar gömüldüğü ve adlarına büyük bir bina yaptırıldığı sanılmaktadır
Bugün kazılarda ortaya çıkarılan yapı oldukça büyük abidevi boyutlardadır ve çoğu kaya oyma mezar buluntularına, iki kilise ile katakomplara rastlamaktadır
Halen dört katı görülebilen kalıntıların yedi katlı olması muhtemeldir
Zeminde bulunan dehlizlerin dini amaçlı eğitim için kullanıldığı, buranın bir manastır hüviyeti taşıdığı izlenimini vermektedir
STJEAN KİLİSESİ:
StJean Kilisesi, Ayasuluk tepesinin (Selçuk Kalesi) güney eteğindedir
M
S
2
yüzyıla değin uzanan bir Hıristiyan efsanesine göre St
Jean bu tepede yaşamış ve öldüğü zamanda buraya gömülmüştür
Mezarın üzerine önce bir anıt dikilmiştir
Daha M
S
4
yy’da bu anıtın çevresine bir kilise inşaa edilmiştir
Yapı Efes’teki Bizans dönemi yapılarının en görkemlisidir
Kilise haç şeklindedir
Daha sonra buraya M
S
527-565 yıllarında Justinyen tarafından kubbeli bir bazilika inşaa ettirilmiştir
M
S
7-8
yy’larda Arap akınlarına karşı kilisenin çevresine sur duvarları yapılmıştır
Ayrıca kilisenin bulunduğu yer kaleye bağlanarak buraya bir dış kale görünümü verilmiştir
Kilisenin hazine dairesi, nefler, narteks, şapel, atrium, mezar odası ve vaftizhane bölümleri görülebilir
![]()
İSA BEY CAMİİ:
Selçuklu sanatının en önemli eserlerinden biri de İsa Bey’in mimar Ali İbn Ed Dımışki’ye Ayasuluk tepesinde inşa ettirdiği İsa Bey CamiidirOldukça iyi korunmuş olup üzerinde bulunan kitabede bitiriliş tarihi olarak 1375 yazmaktadır
51mx57m ölçülerindeki bu camide Efes ve Artemis Tapınağından getirtilen mimari parçalar , özellikle sütunlar kullanılmıştır
Katharina Otto-Dor tarafından saptandığı üzere bu yapı hem avlulu Türk camii tipinin hem de Anadolu sütunlu camilerini bilinen en eski örneğidir
Caminin süslemelerindeki detayları, özellikle bitkisel motifleri, güney kubbesinin fayans mozaikleri, ayrıca batıdaki ana kapısının anıtsal yüksekliği ile tipik Selçuklu mimarisinin özelliklerini taşımaktadır
EFES ARKEOLOJİ MÜZESİ:
Efes Müzesi, Efes ve yakın çevresinde bulunan Miken, Arkaik, Klasik, Hellenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı devirlerine ait önemli eserlerin yanı sıra kültürel faaliyetleri ve ziyaretçi kapasitesi ile de Türkiye'nin en önemli müzelerinden biridir![]()
Efes Müzesi'nin ağırlıklı olarak bir antik kentin eserlerini sergileyen müze olması nedeniyle kronolojik ve tipolojik bir sergileme yerine eserlerin buluntu yerlerine göre sergilenmeleri tercih edilmiştirBuna göre salonlar Yamaç Evler ve Ev Buluntuları Salonu, Sikke ve Hazine Bölümü, Mezar Buluntuları Salonu, Efes Artemisi Salonu, İmparator Kültleri Salonu olarak düzenlenmiştir
Bu salonların yanı sıra müze iç ve orta bahçelerinde çeşitli mimari ve heykeltraşlık eserleri bahçe dekoru içinde ve uyumlu olarak sergilenmektedir
İki büyük Artemis heykeli, Eros başı, Yunuslu Eros heykelciği, Sokrates başı, Efes Müzesi'nin dünyaca tanınmış ünlü eserlerinden bazılarıdır
![]()
Efes Müzesi koleksiyonlarında halen yaklaşık 50000 eser bulunmaktadır
Bu sayı her yıl sürdürülen arkeolojik kazılar sonucu ortaya çıkarılan veya çevre halkının bağış yoluyla getirdiği eserler ile artmakta, müze koleksiyonları zenginleşmektedir
Bu eserlerin kısa süre içinde bilim dünyasının ve insanlığın hizmetine sunulması düşüncesiyle Efes Müzesi'nde "Yeni Buluntular Salonu" oluşturulmuştur
Ancak, bu salon her zaman yeterli gelmemekte, diğer salonlardaki sergilemelerin de yeni buluntular ışığında ve çağdaş müzecilik anlayışına uygun olarak yenilenmesi gerekmektedir
![]()
Bu anlayışa uygun olarak Yamaç Evler ve Ev Buluntuları Salonunda yapılan yeni düzenlemede buluntu gruplarını bir arada sergileyerek konu bütünlüğü oluşturulması amaçlanmıştırSalonda günlük yaşam konusu içinde her çağdaki insan için vazgeçilmez gereksinimler olan tıp ve kozmetik aletleri, takıları, ağırlıklar, aydınlanma araçları, müzik ve eğlence buluntuları ve dokuma araçlarından örnekler; ev kültü ve dekorasyonunda kullanılan heykelcikler, imparator ve tanrı heykelleri, büstleri ve mobilyalar sergilenmektedir
Salonun bir bölümünde Efes Yamaç Evler'den "Sokrates Odası" olarak bilinen bir oda fresk, mozaik ve çeşitli mobilyalardan oluşan dekoru içinde foto-mankenler ile düzenlenmiştir
![]()
Efes Müzesi'nin müze, Efes ve Selçuk içinde yeni düzenlemeler sonucu ziyarete açılan yeni bölümleri;
1- Arasta ve Hamam Bölümü: Müzenin orta bahçesine bitişik, müze ile bütünlük oluşturan bölümde eski Türk kasabalarında ticaret hayatı ve kaybolmaya yüz tutan çeşitli el sanatları canlı olarak sergilenmektedirTarıma bağlı yöresel yaşamda önemli yer tutan tahıl öğütme sistemi (değirmenler) gelişimi ve farklı tipleri ile; bakırcılık ve gözboncuğu yapımı; Türk çadırlarının sergilendiği bölüm içinde eski Türk yapısı ve 16
yüzyıla ait Osmanlı hamamı da restore edilerek sergi alanında değerlendirilmiştir
![]()
2- Ayasuluk Kitaplığı: Efes Müzesi'nin arka sokağı içindeki eski bir Türk yapısı (14yüzyıl) müze tarafından restore edilmiş ve semt halkının günlük gazete veya kitap okuyabileceği küçük bir kitaplık işlevi kazandırılmıştır
![]()
3- Görme Engelliler Müzesi: Efes aşağı Agoradaki antik dükkânlardan biri restorasyonu yapılarak görme engelilerin gezebileceği bir müzeye dönüştürülmüştürİki bölümden oluşan bu müzede kopya ve orijinal eserler sergilenmektedir
![]()
FOÇA
Ionia konfederasyonunun bir üyesi olan Foça, Antik Foçaea, Çandarlı ( Pitane ) ve İzmir ( Smyrna ) körfezi arasında kurulmuştur ve Ege’nin köpüklü berrak sularıyla çevrili kıyılarıyla, hoş kokulu çam ağaçlarıyla kaplı yamaçlarıyla, Kapodakya’nın peri bacalarına benzeyen büyüleyici küçük adalarıyla antik ve modern dünyanın ilgisini her zaman çekmiştir![]()
Marsilya’dan gelen turistler Ege denizinin büyüleyici kıyılarında gezerken 2500 yıl önce Marsilya’yı kuranları hayal ederler ve her iki şehrin benzerlikleri karşısında etkilenirlerFoça ve Marsilya hemen hemen aynı coğrafyaya sahiptir
Marsilya’dan gelen herkes atalarının yurdu olan Foça’yı görmeden gitmezGerçektende 8000 kişilik nüfusuyla Marsilya’nın minyatürüdür
![]()
Foça Milet şehri ile MÖ
6th ve 7th yüzyıllarda Anadolu’nun en önemli şehirlerinden biridir
![]()
Anadolu’nun Karadeniz kıyılarında, Çanakkale Boğazı civarında, Akdeniz’de çemberi onlarca koloni kuran ve dünyada tanınan Foça MÖ
600’lü yıllarda doğu Hellenistik şehirler arasında en parlak olanlarındandır
![]()
Foçalılar Gediz ( Hermos ) nehri çamurundan çömlek yaparlardı ve seramik kalıplarla para basarlardı![]()
Günlük gelirlerini ticaret ve denizcilikten kazanırlardıGemi inşasında çok iyilerdi
50 kürekli gemileri bütün Akdeniz denizinde çok ünlüydü
Foça 12 şehirden oluşan Iyonya Federasyonunun üyesiydi
![]()
Foçalılar Akdeniz bölgesinde 20 den fazla ticaret kolonisi kurmuşlardırÖzellikle batı Akdeniz kolonileri antik dünyanın kültürel, felsefe ve bilim merkezi olmuştur
Velia Parmanides / İtalya ve Zeno Foçalılar tarafından kurulmuştur
Harpagos birliklerini Foça’ya taşıdı ve savunmalarını kuvvetlendirdiAyrıca Foçalılara şehir surlarının bir kulesini kendisi için yıkarlarsa ve evlerinden birini tahsisi ederlerse memnun olacağını beyan etti
Foçalılar köle olmaktan çekindikleri ve kölelikten nefret ettikleri halde bu teklif karşısında kızdılar ve zaman kazanmak için cevaplarını ertesi gün açıklayacaklarını bildirdiler ve Harpagos’a kuvvetlerini o zamana kadar geri çekmesini istediler
Harpagos niyetlerini bilmesine karşın isteklerini kabul etti
Düşman kuvvetleri geri çekildikleri zaman Foçalılar donanmalarını denize indirerek çocukları, eşleri, eşyaları ve tapınaklardaki heykellerle birlikte mermer ve bronz heykel haricindeki tüm taşınabilir eşyaları yanlarına alarak Sakız adasına açıldılar
Ama Persliler Foça’ya geri döndüklerinde boş bir şehirle karşılaştılar
![]()
Diğer taraftan denize açıldıktan sonra Foçalılar Sakız Adalılardan Denussai adasını almak istedilerAma Sakız adalılar ticarette rakip olurlar ve Sakız adasının merkezinde ticaret merkezi kurarlar korkusuyla uygun bulmadılar
Bu durumda Foçalılar Korsika adsına irtica etmeye kara verdiler
Ama Korsika için yola çıkmadan önce Foça’ya bir kez daha döndüler
Şehirde garnizon kuran ve Harpagostan yönetilen Pers birliklerini dağıttılar ve kendi birlikleirnden Foçaya dönmek isteyenleri mahkum etmeye karara verdiler
Bir parça demiri denize attılar ve demir parçası deniz yüzeyine çıkıncaya kadar Foça’ya dönmemeye yemin ettiler
Ama Korsika’ya yorucu seyahatleri sırasında yarısı yeminleri kırarak yarı yolda anavatanlarına geri döndüler
![]()
Diğerleri sözlerini tutarak Denussa’dan Korsika’ya gittilerBizans İmparatorluğu sırasında şehir surları hemen hemen yıkılmıştır
Ama Bizans İmparatoru Michael Paleologue zamanında 1275 yılında Ceneviz Foça’yı evlilik hediyesi olarak kabul etti ve karakol olarak Yenifoça’yı kurdular
![]()
O zamanlar Yenifoça şap maden ocakları bakımından oldukça zengindiCenevizliler bu madnei çıkarıyor ve Bizans İmparatorluğuna vergi ödüyorlardı
Cenevizliler Foça’yı Doğu Roma İmparatorluğu topraklarında olan yeniden inşa ettiler
Bununla birlikte şehir eski tarihsel özelliğini yeniden kazandı ve Ege Bölgesi ve Anadolu arasında yer alan ticarette ihracat-ithalat limanı haline geldi
![]()
Ortaçağda 180 yıllık Ceneviz hakimiyetinden sonra Foça ve Yenifoça Fatih Sultan Mehmet tarafında 1455 te kuşatıldı ve Osmanlı İmparatorluğu na katıldı
GÖRÜLECEK YERLER
SİREN KAYALIKLARI:
Denizin ortasında bir buzdağı gibi yükselmiş kar beyazından toz pembeye kadar türlü renklerde kayalar, kıyılarda denizle kucaklaşmış mağaralar, denizin ortasında atılıvermiş hissi uyandıran küçücük, alçak kayalıklar ve aralarındaki kanallarla bir doğa harikasıdır Siren Kayalıkları![]()
Mitolojide sirenler, büyülü sesleri ile gemicileri kendine çeken, kuş vücutlu, kadın başlı yaratıklardırHomer’in Odysseia destanında bu kayalıklarda yaşayan sirenlerin sesleri oradan geçen gemicileri büyüler ve bu sesi duyanlar onlara kapılmaktan kendilerini alamazlar
Odysseus gemisi ile sirenlerin arasından geçerken sirenlerin büyülü çağrılarına kapılmamak için kendisini geminin direğine sıkıca bağlatır
Ağzını tıkatıp, tayfalarının da kulaklarını bay mumu ile kapattırır
Böylece, sirenlerin sesini sadece kendisi duyacak, sonsuza kadar bu körfezde kalmak için tayfalarına emir vermek isteyecek, ama ağzı tıkalı olduğu için bunu başaramayacaktır
Sirenlerin sesleri rüzgarın uğultusuna ve dalgaların coşkusuna karışarak, körfezin kıyısına vururken Odysseus’un gemisi bu büyülü dünyanın içinden süzülerek geçer gider
TAŞ EV
Foça’ya 7 kilometre uzaklıkta ve 45m
yüksekliğindeki bir mezar anıtıdır
M
Ö
5 ve 4
Yüzyıla tarihlenen bu anıt bir yapı olarak inşa edilmemiş, aksine Lykia, Lydia ve Frygia’daki mezar anıtları gibi kayadan oyulmuştur
![]()
ŞEYTAN HAMAMLARI
Kayaya oyularak yapılmış ve MÖ
4
yüzyıla tarihlenen bir mezardır
Uzun bir yol ve iki mezar odasından oluşan mezar kemerli bir girişe sahiptir
ŞEHİR SURLARI VE BEŞKAPILAR
Antik Çağ’da kentin doğusundaki tepeler üzerinden geçen surlar, Athena Tapınağının bulunduğu yarımadayı da kuşatıyorduHem antik Phokai hem de onun üzerinde bulunan bugünkü Foça,bu surların çevrelediği surların içinde kalmaktadır
Helenestik dönemden beri var olduğu bilinen kalenin bugün görülen kısımları Kanuni Sultan Süleyman döneminde onarılmıştır
Beşkapılar, Osmanlı dönemi kalesinin kayıkhane bölümüdür
![]()
DIŞ KALE
1678 yılında Cenevizliler tarafından inşa edilen bu kaleden günümüze pek bir şey ulaşamamıştırİç tarafta Türk hamamı kalıntıları görülür
FATİH CAMİİ
Fatih Sultan Mehmet adına yapılmıştırKanuni Sultan Süleyman’ın emriyle1569-1570 yılında yeniden inşa edilmiştir
Ulucak Höyüğü
Batı Anadolu’nun gerek mimari, gerekse küçük buluntuları açısından kültür tarihine ışık tutan ve en eski yerleşimlerinden birine sahip olan höyük, Bornova-Ankara karayolunun 15 km’sinde Kemalpaşa ilçesinin Ulucak beldesindedirKazılara 1995 yılında başlanmış ve bugüne kadar yapılan kazılar sonucunda üç kültür katı tespit edilmiştir
Bunlar; en üstte Geç Roma, Erken Bizans yerleşmeleri altında Erken Tunç Çağı tabakaları ve en altta ise Geç Neolitik yerleşimine rastlanmıştır
![]()
Höyüğün en eski tabakası olan Geç Neolitik’te fırın ve ocakları ile birlikte çoğunluğu günlük işlerde kullanılmak amacıyla yapılmış mekanlar ile ayrıca özel işleve sahip bölümleri de höyük üzerinde gözlenebilir
Kazılarda pek çok seramik kap ile birlikte çakmak taşından aletler, taştan silahlar, Anatanrıça figürinleri ve antropomorfik kaplar açığa çıkarılmış olup, bunların bir bölümü İzmir Arkeoloji Müzesi’nde teşhir edilmektedir![]()
Erythrai - Ildırı
Çeşme’nin 20 km kuzey doğusunda yer alan Ildırı köyünün antik dönemdeki adı Erythrai’dirErythrai sözcüğünün Yunanca’da “Kırmızı” anlamına gelen Erythros‘tan türediği kent toprağının kırmızı renginden dolayı Erythrai’nin “Kızıl Kent” anlamında kullanıldığı sanılmaktadır
Bir başka varsayıma göre ise kent adını ilk kurucusu Giritli Rhadamanthes’in oğlu Erythro’tan almıştır
![]()
Kentte ele geçen bulgular bu yörede İlk Tunç çağından bu yana yerleşimin olduğunu göstermiştirİkinci Kolonileşme döneminde kent Atina kralı Kadros soyundan gelen Knopos yönetimindeydi
Başlangıçta krallık ile yönetilen kent sonraları yine kral soyundan olan ancak halkın seçtiği Vasileuslar tarafından yönetildi
İon kentlerinin aralarında kurdukları Panionion dinsel ve siyasal birliğe katıldılar
Kent Payhagorasla birlikte kısa süreli tiranlık dönemi yaşamış, bu dönemde üreterek dışarı sattığı değirmen taşları ile önem kazanmıştır
Erythrai, Lidya ve daha sonrada Persler’in eline geçer
Pers boyunduruğuna karşı diğer İon kentleri gibi ayaklanmaya katılan kente, bütün İon kentleri ile birlikte M
Ö
334’te İskender, bağımsızlığını kazandırır
İskender’in ölümünden sonra ortaya çıkan kargaşalar sonucu bir çok el değiştiren Erythrai, Pergamon (Bergama) Krallığının eline geçer
M
Ö
133’te ise Roma İmparatorluğu içinde özgür bir kent statüsü kazanır
Bu dönemde şarabı, keçileri, değirmen taşları ve kadın kahinleri
Sibyl ile Herophile ile ün kazandıM
Ö
1
yüzyıl’da depremler, savaşlar ve Romalı komutanların yağmaları yüzünden büyük yıkıma uğrayan yöre, Bizans döneminde önemini yitirdi
1366’da Türk Egemenliğine girdikten sonra da Erythre, Rhtyrai, Lythri gibi değişik adlar alan yöre; 16
yüzyıl’dan sonra İlderen ve Ildırı adlarıyla anılmaya başladı
![]()
Şehirde 1963-1966 yılları arasında ProfHakkı Gültekin ve sonraları Prof
Ekrem Akurgal tarafından kazı çalışmaları yapılmıştır
İlk önce M
Ö
3
yüzyıl sonralarında yapıldığı sanılan Akropol’ün kuzey yamaçlarındaki antik tiyatro toprak altından çıkarıldı
Akropolün en yüksek düzlüğünde yapılan araştırmalarda da Athena tapınağına ait kalıntılar bulundu
Şehrin etrafının 5 km uzunluğunda surla çevrili olduğu anlaşıldı
Tiyatro kısmen açığa çıkarıldı
Araştırmalarda akropolde M
Ö
6
ve 7
yüzyıl’dan kalma çanak, çömlek, taş ve topraktan figürler bulundu
![]()
There are currently 1 users browsing this thread. (0 members and 1 guests)