Nusaybinin tarihi
E-90 Karayolu üzerinde Suriye ile sıfır noktasında bulunan Nusaybin , Dicle-Fırat arasındaki havzanın yani Mezopotamya’nın kuzey kısmında bulunmaktadırM
Ö
4500 yıllarında Subarular tarafından kurulan şehir, M
Ö
3000 yıllarında Sümer kralı Lugazakis tarafından “Nırbo” olarak adlandırılmış ve Çağ-Çağ deresinin batısında yeniden inşa edilmiştir
Tarih süresince yukarı Mezopotamya’nın en büyük şehri olarak sürekli yer almıştır
![]()
Kuruluşundan Sümerlerin yıkılışına kadar (MÖ
2850) Sümer imparatorluğuna bağlı kalmıştır
M
Ö
2850-2300 Yılları arasında Akadlar ,M
Ö
2300-2060 Yılları arasında Akad-Sümer imparatorluğu,M
Ö
2060-1800 Yılları arasında Babilliler,M
Ö
1800-1305 Yılları arasında Mitanililer , M
Ö
1305-715 de Asurlular, M
Ö
612-330 Yılları arasında Med-Persler, M
Ö
330 da Selefkuslar, M
Ö
130-M
S
50 Yılları arasında Abgar krallığı, sonrada Romalıların hakimiyetine girmiştir
M
S
637 Yıllarına kadar şehir sürekli Romalılar ile Sasaniler arasında el değiştirmiştir
M
S 637 yılında İslam orduları hakimiyetine giren Nusaybin, sıra ile Emeviler, Abbasiler,Mervaniler,Eyubiler,Selçuklular, M
S
1258 de Hulagu hanın eline geçmiş, daha sonra Karakoyunlular, Artukoğulları ve Akkoyunlular , daha sonra da 1516 yılında Osmanlı imparatorluğuna geçmiştir
![]()
Nusaybin in ilk kurulduğundaki adı bilinmemektedirAncak Sümerler döneminde “Nırbo” denilmiştir
![]()
Babilliler şehre Armis veya Nisibis, Huri-Mitaniler Nabila,Kenge, Nas-ü-bina, Asurlular Meppin-Suba, Romalılar Antimosya, Süryaniler Nasibina-Sarbo, Sasaniler Ahvaz , Araplar Nasibeyn, Osmanlılar ise Nisebin, Cumhuriyet döneminde de Nusaybin adını almıştır![]()
Görülüyor ki 4000 yıldır hep aynı isim kullanılmıştır![]()
Tarihi süreçte bir çok önemli olaya tanıklık eden şehir, en parlak dönemini MÖ
130 yıllarından başlamak kaydı ile M
S
637 yılları arasında yaşamıştır
Hıristiyanlık dininin yayılması ile şehirde her türlü eğitimi veren bir fakülte (Üniversite deniliyor) kurulmuş ve eldeki tarihi verilere göre 2000 öğrenci bu üniversitede eğitim görmekteydi
En parlak dönemini ise Mor Yakup rektörlüğü döneminde yaşayan okulun bir Yönetmeliğinin olduğu bilinmektedir
![]()
Mar Yakub kilisesi ve Nusaybin Okulu
Nusaybin MÖ 131 yılında, merkezleri Urfa şehri olan Abgarlar hükümranlığı altına girdiBu krallık MS 249 yılına kadar devam etmiştir
İlk zamanlarda Nusaybin'i sınırlarına dahil eden Abgar Beyliği, Ermeni baskısına dayanamayarak, şehri Tigran'a bağlı güçlere terk etmek zorunda kalmıştır
Hıristiyanlık yayılmaya başlarken, İsa'nın seçtiği 72 müjdeciden biri olan Mar Aday, Urfa'nın putperestlikten Hıristiyanlığa geçmesini sağladıktan sonra Nusaybin'e geçmiş ve Hıristiyanlığı burada da neşretmiştir
Daha sonra Mar Aday, kendi öğrencilerinden olan Mar Mari'yi Nusaybin'e göndermiş ve burada Hıristiyanlık inancının gelişmesini sağlamıştır
Abgar Beyliği'nin Arami kökenli halkı MS 38'de yeryüzünün ilk Hıristiyanları olarak putperestliği terk ettiler
Nusaybin ve çevresinde ise MS 150 yıllarından sonra Tanrılara adanmış tapınakların üzerine kiliseler ve manastırlar inşa edildimeye başlandı
![]()
Roma İmparatoru Septimus Severus, putperest Roma'ya karşı başkaldıran ve sonradan “Süryani Kadim” diye anılacak olan ilk Hıristiyanları MS 197 yılında tümüyle buyruğu altına aldı ve Kuzey Suriye'yi bir Roma vilayeti durumuna getirdi303 yılında Nusaybin'de Hıristiyanlara karşı bir ayaklanma oldu
Birçok Hıristiyan öldürüldü
Mazı Dağı eteklerinde 4000 Hıristiyan imha edildi
Roma İmparatorluğu'nun topraklarında İncil nüshalarının yok edilmesi, kiliselerin yıkılması, Hıristiyan ayinlerinin yasaklanması, Hıristiyan bilgin ve rahiplerin pagan tanrılarına tapmaya zorlanması yolundaki buyruk, doğu eyaletlerinde çok sert uygulanmıştır
Ancak 313 Milano Fermanı ile Hıristiyanlık resmi devlet dinleri arasına sokuldu
Böylece Hıristiyanlar zulümden kurtuldular
Mar Yakub, MS 3
yüzyılın ortalarında bu tarihi bölgede dünyaya gelmiş ve Nusaybin yakınlarında bulunan bir manastırda dünyadan el etek çekerek rahiplik hayatına başlamıştır
Nusaybin'den gelen yetkili kişiler Mar Yakub'u kendi manastırından alıp Diyarbakır'a götürmüş, MS 309 yılında Meryemana Kilisesi'nde toplanan episkopal kongrenin kararıyla Nusaybin episkoposluğuna takdis edilmiş ve terfi edilmiştir
Mar Yakub Nusaybin'deki kilisenin küçük olduğunu düşünmüş ve bugün bir kısmı mevcut olan Mar Yakub Kilisesi'ni 313 yılında inşa ettirmeye başlamıştır
Kilisenin içinde bulunan 3 metre uzunluğundaki taşlar, taş işçiliğini sergileyen kemerlerindeki bezemeler, kutsal ayinin icra edildiği bölümlerdeki yarım kubbeler, duvardaki diğer motifler ve yapılar büyülü bir görünüm sergilemekte olup, emsalsiz bir şaheser durumundadırlar
Bugün bakıldığında kilisenin batı cephesindeki dış duvarın yıkıldığı, yıkılan bu yerin 1872 yılında yenilendiği ve damı üzerinde metropolitlik binası yapıldığı görülmektedir
Nikita'da (İznik) MS 325 yılında toplanan Hıristiyanlığın ilk ve en büyük kongresine katılan Episkopos Mar Yakub ile öğrencisi Mar Efram, Nusaybin'e döndüklerinde ünlü Nusaybin Okulu'nun inşasına başladılar ve 326 yılında okulu hizmete açtılar
Mar Efram 38 yıl boyunca bu okulun rektörlüğünü yapmıştır
Nusaybin Okulu putperestlikten kalma okulun enkazı üzerinde kurulmuştur
Burada 800-1000 kadar öğrenci yatılı olarak okumaktaydı
Okulun resmi dili Süryaniceydi
Süryanice dilinin yanında Grekçe de okutulmaktaydı
Bu okulda felsefe, mantık, edebiyat, geometri, astronomi, tıp ve hukuk eğitimi veriliyordu
Bu dönemde Grekçeden Süryaniceye birçok kitap çevrilmiştir
Bu okulda yetişmiş ve 3 milyon şiir cümlesiyle isim yapmış olan Süryanilerin büyük şairi Mar Efram'ın yüksek eğitim düzeyi, Nusaybin'de sunulan eğitimin bir ölçütüdür
Mar Yakub 338 yılında vefat etmiş ve kilisenin bodrum katındaki mezarına defnedilmiştir
Mar Yakub'dan sonra Nusaybin episkoposluğuna Mar Babo (338-343), Mar Logoş (343-361), Mar Abraham (361-?) getirilmiştir
Bu merkezin son metropoliti 1880 yılında Patrik 4
Petrus tarafından takdis edilen Rahip Hanna'dır
Böylece Nusaybin episkoposluk merkezi ara vermeden 20
yüzyılın başlarına kadar episkoposluk görevini sürdürmüştür
Birinci Nusaybin Okulu 363 yılında Sasanilerin Nusaybin'i almalarıyla öğretime son vermiştir
Mar Efram ve diğer arkadaşları Nusaybin'den Urfa Okulu'na geçmişlerdir
Bazı öğretmenler ise çevreye dağılmış ve kendi çaplarında bu okulun eğitim geleneğini sürdürmüşlerdir
Antakya Piskoposu Nostorius (381-451), İsa'yı insan değil Tanrı sayan monofizitlik öğretisine karşı onu hem insan hem Tanrı sayan diyafizitlik öğretisini getirince, bu görüşler Arami halkınca tepkiyle karşılandı
Bunun üzerine Antakya'daki Süryani Aramiler pisposluklarını önce Amida'ya (Diyarbakır), sonra da Nusaybin'e taşıdılar
Edessa'daki (Urfa) Nasturi akademisi, Bizans imparatorluk topraklarında Nasturilere karşı girişilen zulüm hareketleri yüzünden, 489 tarihinde Sasani Hükümdarı Kubad'ın izniyle ve Nusaybin Metropoliti Barsavmo ile Urfa Okulu'nun eski rektörü Narsay'ın çabalarıyla Edessa'dan Nusaybin'e nakledildikten sonra, burası asırlar boyunca Nasturilerin manevi merkezi oldu
Öğretmen Narsay ve Episkopos Barsavmo okula yeni kanunlar ve düzenlemeler getirdi
496 yılında Nusaybin Episkoposu Barsavmo'nun yerine geçen 2
Mar Huşoh bu kanunları daha da genişletmiş ve onun döneminde okul yalnız doğuda değil, Roma İmparatorluğu'nda ve Afrika'da bile büyük bir ün kazanmıştır
Nusaybin Okulu 7
yüzyıla kadar hizmet vermiştir
Kültür ve medeniyete ışık saçan bu okulların çalışmalarından dolayı Nusaybin “İlimlerin beşiği, eğitim kenti ve öğretmenlerin annesi” olarak adlandırılmıştır
120
MAR YAKUB KİLİSESİ restorasyon süreci
Nusaybin ilçe merkezinde yer alan ve Yukarı Mezopotamya bölgesindeki kiliselerin en eskisi sayılan Mar Yakub Kilisesi'nin restore edilip uygun birişlev verilerek geleceğe aktarılması süreci, Nusaybin Belediye Başkanı DrMehmet Tanhan tarafından başlatılmıştır
Nusaybin Belediye Başkanı'nın ÇEKÜL (Türkiye Çevre ve Kültürel Değerleri Koruma) Vakfı'na 28
6
1999 tarihli ilk yazısında; 2000 yılının Dünya İnanç Yılı olması ve buna bağlı olarak dinlerin birlikteliği gerçeğinden yola çıkarak, ilçe merkezinde karşılıklı konumlanmış Mar Yakub Kilisesi ve Hz
Zeynel Abidin Camii ve Külliyesi'nin korunmaya alınması gerektiği ve bu konuda Nusaybin Belediye Başkanlığı'nın başlatmış olduğu bu çalışmanın, ÇEKÜL Vakfı'nın özellikle teknik sorumluluğu üstlenerek, işbirliği içerisinde yürütülmesi gerektiği vurgulanmakta ve talep edilmekte idi
Bu haklı talep ÇEKÜL Vakfı yönetim kurulu başkanlığınca olumlu karşılanmış ve yapılacak bu ortak çalışmadan Mar Yakub Kilisesi için Süryani Kadim Cemaati Midyat Metropolitliği ve Mar Yakub Kilisesi yasal sahibi Mardin Süryani Kadim Deyrüzzaferan Kilisesi Vakfı yönetim kurulunun desteği elde edilmiştir
Böylece Mar Yakub Kilisesi ile ilgili gerekli çalışmalar başlatılmıştır
İlk önce vakfın teknik elemanlarınca kilisenin röleve çizimleri hazırlanarak Diyarbakır Kültür Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'na Mardin Süryani Kadim Deyrüzzaferan Kilisesi Vakfı yönetim kurulu başkanlığının 17
12
1999 tarihli yazısı ile sunulmuş ve aynı sunumda kilisenin özgün halini en doğru şekilde yansıtacak restitüsyon ve restorasyon projelerininçizilebilmesi için kilise bahçesindeki yoğun toprak dolgunun kaldırılması ve toprak altındaki temel kalıntıların açığa çıkarılması amacıyla kazı izni istenmiştir
Bu müracaat sonucunda koruma kurulunun 4
3
2000 tarih ve 261 sayılı kararı ile röleve projesi onaylanmış ve kilise bahçesinde 3 ile 7 metre arasındaki yığılmış toprak dolgunun kaldırılması için Diyarbakır Müze Müdürlüğü uzmanları denetiminde kazının yapılması ve kazı sonucu elde edilen bilgilerin ışığında hazırlanacak röleve projeleri ile buna dayalı restitüsyon ve restorasyon projelerinin Diyarbakır Koruma Kurulu'na iletilmesi kararlaştırılmıştır
Bu karar sonrasında Nusaybin Belediye Başkanlığı'nın, başlatılacak kazı çalışmaları için Diyarbakır Müze Müdürlüğü'ne bir uzman görevlendirilmesi hususundaki 20
9
2000 gün ve 1307 sayılı yazıları sonucunda, Diyarbakır Müze Müdürlüğü'nde görevli bir arkeolog başkanlığında27
11
2000 tarihinde kazı çalışmalarına başlanmıştır
İşçi ve diğer masrafların Nusaybin Belediyesi tarafından karşılanmakta olduğu kazı çalışmaları halen devam etmektedir
Tûr Abdin'in güneyinde, takriben Nusaybin ve Midyat'ın ortasında suyu çok derinden gelen bir kaynak bulunmaktadır
Bu kaynak Habur'un en önemli kolu olan Çağçağ'ı besleyen Beyazsu'yu oluşturmaktadır
Bu kaynaktan sonra Karasu ile birleşen Beyazsu, Çağçağ adıyla kanyon türü bir vadi oluşturarak güneye, SuriyeMar Yakub kilisesi ve Nusaybin Okulu
Nusaybin MÖ 131 yılında, merkezleri Urfa şehri olan Abgarlar hükümranlığı altına girdiBu krallık MS 249 yılına kadar devam etmiştir
İlk zamanlarda Nusaybin'i sınırlarına dahil eden Abgar Beyliği, Ermeni baskısına dayanamayarak, şehri Tigran'a bağlı güçlere terk etmek zorunda kalmıştır
Hıristiyanlık yayılmaya başlarken, İsa'nın seçtiği 72 müjdeciden biri olan Mar Aday, Urfa'nın putperestlikten Hıristiyanlığa geçmesini sağladıktan sonra Nusaybin'e geçmiş ve Hıristiyanlığı burada da neşretmiştir
Daha sonra Mar Aday, kendi öğrencilerinden olan Mar Mari'yi Nusaybin'e göndermiş ve burada Hıristiyanlık inancının gelişmesini sağlamıştır
Abgar Beyliği'nin Arami kökenli halkı MS 38'de yeryüzünün ilk Hıristiyanları olarak putperestliği terk ettiler
Nusaybin ve çevresinde ise MS 150 yıllarından sonra Tanrılara adanmış tapınakların üzerine kiliseler ve manastırlar inşa edildimeye başlandı
Roma İmparatoru Septimus Severus, putperest Roma'ya karşı başkaldıran ve sonradan “Süryani Kadim” diye anılacak olan ilk Hıristiyanları MS 197 yılında tümüyle buyruğu altına aldı ve Kuzey Suriye'yi bir Roma vilayeti durumuna getirdi
303 yılında Nusaybin'de Hıristiyanlara karşı bir ayaklanma oldu
Birçok Hıristiyan öldürüldü
Mazı Dağı eteklerinde 4000 Hıristiyan imha edildi
Roma İmparatorluğu'nun topraklarında İncil nüshalarının yok edilmesi, kiliselerin yıkılması, Hıristiyan ayinlerinin yasaklanması, Hıristiyan bilgin ve rahiplerin pagan tanrılarına tapmaya zorlanması yolundaki buyruk, doğu eyaletlerinde çok sert uygulanmıştır
Ancak 313 Milano Fermanı ile Hıristiyanlık resmi devlet dinleri arasına sokuldu
Böylece Hıristiyanlar zulümden kurtuldular
Mar Yakub, MS 3
yüzyılın ortalarında bu tarihi bölgede dünyaya gelmiş ve Nusaybin yakınlarında bulunan bir manastırda dünyadan el etek çekerek rahiplik hayatına başlamıştır
Nusaybin'den gelen yetkili kişiler Mar Yakub'u kendi manastırından alıp Diyarbakır'a götürmüş, MS 309 yılında Meryemana Kilisesi'nde toplanan episkopal kongrenin kararıyla Nusaybin episkoposluğuna takdis edilmiş ve terfi edilmiştir
Mar Yakub Nusaybin'deki kilisenin küçük olduğunu düşünmüş ve bugün bir kısmı mevcut olan Mar Yakub Kilisesi'ni 313 yılında inşa ettirmeye başlamıştır
Kilisenin içinde bulunan 3 metre uzunluğundaki taşlar, taş işçiliğini sergileyen kemerlerindeki bezemeler, kutsal ayinin icra edildiği bölümlerdeki yarım kubbeler, duvardaki diğer motifler ve yapılar büyülü bir görünüm sergilemekte olup, emsalsiz bir şaheser durumundadırlar
Bugün bakıldığında kilisenin batı cephesindeki dış duvarın yıkıldığı, yıkılan bu yerin 1872 yılında yenilendiği ve damı üzerinde metropolitlik binası yapıldığı görülmektedir
Nikita'da (İznik) MS 325 yılında toplanan Hıristiyanlığın ilk ve en büyük kongresine katılan Episkopos Mar Yakub ile öğrencisi Mar Efram, Nusaybin'e döndüklerinde ünlü Nusaybin Okulu'nun inşasına başladılar ve 326 yılında okulu hizmete açtılar
Mar Efram 38 yıl boyunca bu okulun rektörlüğünü yapmıştır
Nusaybin Okulu putperestlikten kalma okulun enkazı üzerinde kurulmuştur
Burada 800-1000 kadar öğrenci yatılı olarak okumaktaydı
Okulun resmi dili Süryaniceydi
Süryanice dilinin yanında Grekçe de okutulmaktaydı
Bu okulda felsefe, mantık, edebiyat, geometri, astronomi, tıp ve hukuk eğitimi veriliyordu
Bu dönemde Grekçeden Süryaniceye birçok kitap çevrilmiştir
Bu okulda yetişmiş ve 3 milyon şiir cümlesiyle isim yapmış olan Süryanilerin büyük şairi Mar Efram'ın yüksek eğitim düzeyi, Nusaybin'de sunulan eğitimin bir ölçütüdür
Mar Yakub 338 yılında vefat etmiş ve kilisenin bodrum katındaki mezarına defnedilmiştir
Mar Yakub'dan sonra Nusaybin episkoposluğuna Mar Babo (338-343), Mar Logoş (343-361), Mar Abraham (361-?) getirilmiştir
Bu merkezin son metropoliti 1880 yılında Patrik 4
Petrus tarafından takdis edilen Rahip Hanna'dır
Böylece Nusaybin episkoposluk merkezi ara vermeden 20
yüzyılın başlarına kadar episkoposluk görevini sürdürmüştür
Birinci Nusaybin Okulu 363 yılında Sasanilerin Nusaybin'i almalarıyla öğretime son vermiştir
Mar Efram ve diğer arkadaşları Nusaybin'den Urfa Okulu'na geçmişlerdir
Bazı öğretmenler ise çevreye dağılmış ve kendi çaplarında bu okulun eğitim geleneğini sürdürmüşlerdir
Antakya Piskoposu Nostorius (381-451), İsa'yı insan değil Tanrı sayan monofizitlik öğretisine karşı onu hem insan hem Tanrı sayan diyafizitlik öğretisini getirince, bu görüşler Arami halkınca tepkiyle karşılandı
Bunun üzerine Antakya'daki Süryani Aramiler pisposluklarını önce Amida'ya (Diyarbakır), sonra da Nusaybin'e taşıdılar
Edessa'daki (Urfa) Nasturi akademisi, Bizans imparatorluk topraklarında Nasturilere karşı girişilen zulüm hareketleri yüzünden, 489 tarihinde Sasani Hükümdarı Kubad'ın izniyle ve Nusaybin Metropoliti Barsavmo ile Urfa Okulu'nun eski rektörü Narsay'ın çabalarıyla Edessa'dan Nusaybin'e nakledildikten sonra, burası asırlar boyunca Nasturilerin manevi merkezi oldu
Öğretmen Narsay ve Episkopos Barsavmo okula yeni kanunlar ve düzenlemeler getirdi
496 yılında Nusaybin Episkoposu Barsavmo'nun yerine geçen 2
Mar Huşoh bu kanunları daha da genişletmiş ve onun döneminde okul yalnız doğuda değil, Roma İmparatorluğu'nda ve Afrika'da bile büyük bir ün kazanmıştır
Nusaybin Okulu 7
yüzyıla kadar hizmet vermiştir
Kültür ve medeniyete ışık saçan bu okulların çalışmalarından dolayı Nusaybin “İlimlerin beşiği, eğitim kenti ve öğretmenlerin annesi” olarak adlandırılmıştır
![]()
Zeynel Abidin Camii
HzMuhammed'in 13 torunundan biri olan Zeynel Abidin ve onun kız kardeşi Zeynep'in türbelerinin bulunduğu, ilçenin en önemli camisidir
Cami eskiden küçük bir mescitti
1956 yılında Kaymakam Mustafa Tütüncü'nün girişimleri ve halkın yardımları ile görkemli minaresi yapılmış, sonraki yıllarda eyvan son cemaat yerine eklenmiştir
Daha sonraları da iki katlı ek bir bina yapılarak cami ilçenin en önemli ibadethanesi durumuna getirildi
![]()
Gırnawas
Yeterli ilginin gösterilmesi ve gerekli araştırmaların yapılması halinde dünyaya ışık tutacak, medeniyetler tarihine yeni bir sayfa ekleyecek olan Gırnawas,Nusaybin'in 4 km kuzeyinde, Çağçağ Vadisi'nin Kuzey Mezopotamya ovasına açıldığı noktada, tam vadi ağzında bir höyüktürÇağçağ'ın batısında yer alan höyük 350 m çapında yuvarlak bir alanı kaplamaktadır
Şu anda mevcut yüksekliği 25 m'dir
Çevresi sulanabilir tarım arazisi ile kaplıdır
Günümüzde basit bir kanal sistemi ile sulanan bu arazide her türlü ağaç ve sebze yetişebilmektedir
Arkeolojik önemi nedeniyle Gırnawas, birçok bilim adamı tarafından ziyaret edilmiştir
1918 yılında A
T
Olmstead, daha çok yüzey buluntularına dayanarak Gırnawas'ı Asur devri Nasibina'sı ile bir tutmak istemiştir
1969 yılında E
Lucius ve K
Sornig, Gırnawas'ın 2 km güneyinde bulunan Veysiki köyünün, ad benzerliği nedeniyle, Mitanni devletinin henüz bulunamayan başşehri Waşşuganni (Waşşukani) için yeni bir arayış noktası saymıştır
1980 yılında K
Sornig Waşşuganni'nin lokalizasyonuyla yeniden ilgilenmiş, bu sefer tarihi kaynakların ışığında daha emin bir şekilde Gırnawas'ı Waşşuganni olarak değerlendirmiştir
K
Sornig'in bu görüşü, 3 yıl sonra Prof
Dr
Hayat Erkanal tarafından, daha çok arkeolojik ve topografik değerlendirmelerle desteklenmiştir
1980 yılından itibaren iki yıl süre ile Prof
Dr
Hayat Erkanal tarafından sürdürülen yüzey araştırmalarından toplanan buluntulara göre, Gırnawas'ın geç Uruk çağından yeni Asur devrine kadar, yani MÖ 4
bin sonlarından MÖ 7
yüzyıla kadar kesintisiz iskân edildiği anlaşılmıştır
Höyük üzerinde ayrıca İslami dönemlere ait büyük bir mezarlık bulunmaktadır
Erkanal'ın 1982 yılında başlattığı kazı çalışmaları 1991 yılına kadar devam etmiştir
Kazılar sırasında ele geçen ve Hurrili sanatçılarca yapıldığı saptanan bir kült vazosu, bu yerleşim alanının önemli bir Hurri-Mitanni merkezi olduğunu kanıtlamıştır
Yerleşimin en alt kültür tabakasını MÖ 4
bin sonlarına tarihlenen geç Uruk devri oluşturmaktadır
Bu kültür tabakasının üzerinde yer alan ve MÖ 3
bin ortalarına yerleştirilen Ur hanedanlar devri mimari tabakaları daha çok ölü gömme âdetleri açısından araştırılmış ve değerlendirilmiştir
Tespit edilen mezarlara göre ölüler bu devirde Mezopotamya geleneklerine uygun biçimde, açılan çukurlara dizler karına çekik olarak yatırılmakta, sonra yakılan hafif bir ateşle manevi bir temizlik sağlanarak dünyevi ilişkiler kesilmektedir
Daha sonra çeşitli eşyalar bırakılmaktadır
Bu eşyalar arasında şahsi eşya olarak metal silahlar, metal süs eşyaları, yarı kıymetli taşlardan ve hayvan kemiklerinden yapılan süs eşyaları ve mühürler çok sayıda tespit edilmiştir
Aynı mezarlar içerisinde ayrıca kült eşyaları ve sayıca çok fazla seramik kap örnekleri görülmektedir
Seramik kapların içi öteki dünyaya götürülmek üzere yiyecek maddeleri ile doldurulmuştur
Gömme sırasında mezar çevresinde büyük bir tören yapılmakta ve bu tören sırasında Tanrılara sunuda bulunulmaktadır
Sunu kapları da yine mezar çevresinde bırakılmaktadır
Mezar çukuru toprakla kapatılmadan önce bazı mezarlar ayrıca sanduka şeklinde kerpiçle örülmüştür
Ur hanedanlar devrinden sonra Gırnawas, MÖ 2
bin başlarına tarihlenen eski Asur, MÖ 2
bin ortalarına tarihlenen Hurri-Mitanni ve MÖ 2
binin sonlarına tarihlenen orta Asur devirlerinde de yoğun bir şekilde iskân edilmiştir
Yeni Asur devri mimari tabakaları höyüğün merkezinde ve kuzey terasında bulunan kazı alanlarında ortaya çıkarılmıştır
Tespit edilen mimari özellikler çok büyük boyutlara sahiptir
Bu nedenle mevcut çalışmalar bir yapının tümünün ortaya çıkarılabilmesi için yeterli olmamıştır
Bu büyük yapılarda avlu sistemine dayanan bir mimari anlayış hâkimdir
Avlulardan bir tanesinin zemini taş kaplıdır
Bu taş kaplama altında atık su için kullanılan kanallar mevcuttur
Avlu etrafındaki mekânlar farklı karakterdedir
Bazıları büyük salon şeklinde donatılmış olup bazıları da daha çok mutfak veya atölye görünümündedir
Bunların içinde iri küpler, tandırlar ve ocak yerleri açığa çıkarılmıştır
Atölyelerden biri metal üretimi ile bağlantılı olmalıdır
Burada çeşitli ocak kalıntıları yanında bir tane de cevher zenginleştirme taşı bulunmuştur
Bazı bağımsız mekânlar banyo işlevine sahiptir
Bunlardan birinin tabanı tuğla kaplı olup ayrıca asfalt sıvalıdır
Bu tabanla bağlantılı seramik künklerden oluşan bir suyolu, tahliye havuzuna açılmaktadır
Diğer bir mekân içinde taban içine gömülü seramik küvetler tespit edilmiştir
Gırnawas yeni Asur devri mimari kalıntıları, inşaat malzemesi ve yapı tekniği bakımından Mezopotamya geleneklerini yansıtmaktadır
İnşaatlarda malzeme olarak sadece kare şeklinde kerpiçler kullanılmıştır
Yapıların duvarları kerpiç veya kerpiç harcından oluşturulan geniş kaideler üzerine oturtulmuştur
Böylece duvar ağırlığı daha büyük bir alana dağılmakta, duvarın yumuşak bir zemin içine gömülmesi önlenmektedir
Taş temeller nadiren görülmektedir
Seramik buluntular dikkate alınırsa, yeni Asur devri mimari tabakalarının daha çok MÖ 8
yüzyılın sonuna veya MÖ 7
yüzyılın başına tarihlendirilmesi gerekir
Seramik örnekler arasında küpler, çömlekler, çanaklar, süzgeçler ve şişeler çoğunluktadır
Saraylarda kullanıldığı düşünülen ve bu nedenle “saray seramiği” olarak tanımlanan çok ince cidarlı kapların sayısı da oldukça fazladır
Delme ve çizme yöntemleri ile bezeli konik kaideli kaplar, daha çok kült eşyası görünümündedir
Bu tür örnekler üzerine boğa, insan yüzü ve kadın tasvirleri kabartma olarak işlenmiştir
Gırnawas kaideli kapları, MÖ 2
ve 3
bin Suriye ve Kuzey Irak örnekleriyle karşılaştırılabilecek özelliklere sahiptir
Bu tür buluntular, MÖ 2
bin geleneğinin bölgede MÖ 1
binde de devam ettiğini göstermektedir
Bu gelenek, Hurri kültürü çerçevesi içinde değerlendirilmelidir
Seramik buluntular dışında bu kültür tabakasından üç veya dört ayaklı taş kaplar, bir taş insan heykelciği, silindir mühürler, fayans mühürler, seramik heykelcikler, fildişi eserler açığa çıkarılmıştır
Tüm bu buluntular Kuzey Mezopotamya kültür bölgesine aittir
Ayrıca altın, demir ve bronzdan yapılan takılar, silahlar, çeşitli eşyalar dönemin karakteristik özelliklerini yansıtmaktadır
Gırnawas'da ele geçen en önemli buluntu grubunu, dört tane yeni Asur devri tableti oluşturmaktadır
Bu tabletlerden biri, bahçe satışı ile ilgili bir anlaşmadır
Bu anlaşmada satılacak olan bahçenin tanımı yapılırken kral yoluyla, başka bir bahçe ile ve derenin hızlı akan kesimiyle sınır teşkil ettiği ifade edilmektedir
Fakat en önemlisi bu bahçenin Nabula kenti içinde yer aldığının açık bir şekilde belirtilmesidir
Bu belge K
Kessler'in görüşünü doğrulamış ve Gırnawas'ın Asur kaynaklarındaki Nabula ile aynı kent olduğunu kesin bir şekilde ortaya koymuştur
Nabula, orta ve yeni Asur devirleri yazılı belgelerinde oldukça sık bir şekilde yer alır
Gırnawas'ın eski adının ortaya çıkması, tarihi açıdan bağlantılı olduğu daha başka merkezlerin de tanımlanmasına ışık tutacaktır
Gırnawas'ın kuzey terasında açılan bir sondaj çukurundan MÖ 2
bin tabakalarına da ulaşılmıştır
Orta Asur devri seramiği ve Habur seramiği örnekleri sayesinde, Gırnawas'da tüm MÖ 2
bin Kuzey Mezopotamya kültürlerinin temsil edildiği anlaşılmıştır
Orta Asur devri tabakalarından ele geçen beşinci bir tablet, dönemin krallarından I
Tıglatpileser'e (MÖ 1117-1077) aittir
Bu tablet üzerinde ayrıca komşu kent Midyat'ın, yani Matiate'nin adı da geçmektedir
Çeşitli çalışmalar ve araştırmalar sonucunda Gırnawas'ın arkeolojik önemi ortaya çıkmıştır
Bilim adamları, Gırnawas'da bilimsel çalışma ve kazıların bir an önce başlatılması düşüncesinde hemfikirler
Gırnawas, arkeolojik değerleri dışında halkbilim açısından da önem taşır
Yöre halkı için höyük, cinlerin toplu halde bulunduğu bir merkez durumundadır
Birçok hastanın ziyaret ettiği höyüğe özellikle akıl hastaları götürülmekte, bunların bir gecelik konaklama sonunda cinler tarafından iyileştirileceklerine inanılmaktadır
Yöre halkına göre Gırnawas, adını ünlü Arap şairi Ebu Nuvaz'dan almaktadır
Elimizde bu konu ile ilgili yazılı bir belge olmamakla birlikte, halk arasındaki söylentiye göre Ebu Nuvaz, Harun Reşid'i yeren bir şiirini okuyunca Harun Reşid buna çok sinirlenir ve onu uzak bir yere sürgün etmeye karar verir
Böylece Ebu Nuvaz Gırnawas'a gönderilir ve burada uzun bir süre kaldıktan sonra geri çağrılır
O günden sonra höyük, “Nuvaz'ın tepesi” anlamına gelen “Gırnawas” adıyla anılmaya başlanmış
Öte yandan, şair Ebu Nuvaz'ın (şu ana kadar ulaşamadığımız) Nusaybin'i öven bir şiiri olduğu da söylenmektedir
119
Yeni Kale (Saçlı Ali)
Bu kale de Bizans İmparatoru IIKonstantin'in emriyle Dimitriyos'a yaptırılmıştır
Kale dağdan inen Midyat-Nusaybin kervan yolu üzerindeki boğazın dar geçidinde, dağın bittiği yerde, derin vadide, balık biçimi, tek parça bir kayalık düzlüğünde yapılmıştır
Kale Roma-Bizans stilindedir
Oturma odaları, su sarnıçları, kuleleri ve burçları vardır
Çevresi 1000 metreden geniştir; yüksekliği 10 metreyi geçer
![]()
Selmân-i Pâk (Selmân-i Farisi) Makamı
İlçemizdeki makamı çeşitli yerlerden gelen çok sayıda insan tarafından ziyaret edilen Selmân-i Pâk'ın, HzMuhammed'in (SAV) berberliğini yaptığı söylenir
İsfahanlı Selmân-i Pâk, Mecusi (ateşperest) idi
İran'da iken kiliseye gidip Hıristiyan oldu
Daha sonra Anadolu'ya geçip kiliselerde hizmet etti
Gençlik yıllarının bir bölümünü Nusaybin'de bir kilise papazının yanında geçirdiği söylenmektedir
Daha sonraları Şam'a, oradan da Medine'ye geçti
Rivayete göre bir Yahudi'nin elinde köle durumunda bulunduğu sıralarda Hz
Muhammed (SAV) ile karşılaşır ve Yahudi'den satın alınarak serbest bırakılır, sonradan da peygamberimizin berberliğini yapmaya başlar
Resulullah'ın huzurunda ve sohbetinde kemâle erer; Hz
Ömer zamanında yüksek makamlara getirilir
Berberlerin piri olarak kabul edilen Selmân-i Pâk hakkında şu dizeler yazılmıştır:
Hamd ü minnet Hüda'ya, bize verdi devleti
Hazreti Selmân-i Pâk'tır pirimizin şöhreti
Hem Resul'ün berberidir ol kemâl-i zat-i pak
Gafil olma gel tıraş ol, eyle icra sünneti![]()
Her sabah besmele ile açılır dükkânımız
Hazreti Selmân-i Pâk'tır pirimiz, üstadımız![]()
Bu sözler eskiden bazı berber dükkânlarında asılıymış![]()
Merdis-Mariis-Marin Harabeleri (Marinê)
Nusaybin ilçesinin 15 km kuzeydoğusundadırAsurilerin Merdis, Komukların Mariis adını verdikleri Marin, Mezopotamya'nın en eski ve en büyük şehirlerinden biridir
Değişik tarihlerde çokca el değiştirmiştir
Tarihin çok eski bir şehri olan Marin, bugün taş ve toprak yığını durumundadır
Harabeler arasında Roma, Bizans ve Süryani Kadim cemaatine ait birçok kilise kalıntısı görülmüştür
Şehrin batısında bulunan kale, Marin'in geçmişi hakkında bilgi verebilecek niteliktedir
Kuzey yönüne isabet eden kesimde saraylar, kiliseler, kayaların üzerinde ve mağara girişindeki çivi ve strangila yazılar, çeşitli kabartma resimleri görülmeye değer şaheserlerdir
Şehrin üst mahallesi sayılabilecek mağaraları, mezarlardan oluşmaktadır
Akarsuyu olmadığı için her evin bir sarnıcı vardır
Ayrıca alt doğusunda 60x60x60 m ölçülerinde kayadan oyma, tavanları kemer biçiminde birbirlerine birer ara duvarla ayrılmış 4 sarnıcı vardır
Timur Cizre'yi almaya giderken, bura halkının (Timur'a karşı geldiğinden) kılıçtan geçirildiği ve böylece Marin'in bir daha şenlenmediği söylenmektedir
![]()
Merdis-Marin Kalesi (Marinê)
Nusaybin'in 15 km kuzeydoğusundaki Marin Kalesi, eski Merdis şehrinin üzerindeki yüksek kayalıklarda inşa edilmiştirÇevre genişliği 1500 metredir
12 kule ve burcu vardır
Güneye açılan kapısı eskiden bir demir kapı ile korunuyormuş
Kalenin doğusunda Merdis kralının şatosu bulunmaktadır
Şatonun altında kayalara oyulmuş ve derinliği 5, uzunluğu 18, genişliği 5 metre olan bir mahzen, bunun yanında da suyu eksilmeyen bir sarnıç vardır
Kalenin kimler tarafından yapıldığıyla ilgili bir kayıt olmamasına rağmen, inşa tarzından bir Bizans eseri olduğu ve tarihte birçok kez onarıldığı anlaşılmaktadır
Kalenin burç ve surları günümüze kadar özelliğini muhafaza etmiştir
122
Mar Bobi Kilisesi
Nusaybin'in Günyurdu (Merbabê) köyünün kuzeybatısında ve tepenin başında bulunmaktadırKayalara oyulu kiliseye “Yeraltı Kilisesi” de denilmektedir
![]()
Mar Evgin Manastırı
Girmeli bucağının 7 km kuzeyindedirTûr Abidin Dağı'nın yamacında, ovadan 500 metre yükseklikte, mağara ve yapılardan oluşmaktadır
Çevrenin en eski tapınaklarındandır
Mar Evgin'in Hıristiyan azizlerinden, İncil müjdecilerinden olduğu belgelerde yazılıdır
Yapılış tarihi belli olmayan manastır halk arasında “Deyr-Marog” adıyla anılır
![]()
Mar Abraham Manastırı
Bagok Dağı'nın doruk noktasındadırBu manastır bir tapınaktan çok büyük bir asker kışlasına benzemektedir
Yapının çok eski çağlara ait olduğu ilk görüşte hemen anlaşılmaktadır
Çok eski olan bu yapının daha sonra Hıristiyanlarca kiliseye çevrildiği tahmin edilmektedir
![]()
Haytam Kalesi (Dimitriyus)
Günyurdu ile Dibek köyleri arasındadırServis yolunun 500 metre doğusunda, 1254 rakımlı Bagok Dağı'nın doruk yamacındadır
351 yılında Bizans İmparatoru II
Konstantin'in buyruğu ile yapılmıştır
(Bugünkü mevcut durumu 451 yılında yapılmıştır
) Kale, kuzeyden ovaya inen bir yolun korunmasını güvenlik altında bulundurmak bakımından önemli bir yerdedir
Ovadan bakıldığında bir kartal yuvası görünümündedir
Kuzeydoğusunda Sirvan, güneybatısında Yenikale bulunmaktadır
Kaleler birbirlerini görür durumdadırlar
Tam dağın doruğunda, kalenin güneybatısında Mar-Abraham Manastırı vardır
Kalenin 10 burcu, 3 gözetleme kulesi, içinde oturma odaları vardır
2000 metre uzunluğundaki surlarının yüksekliği bazı yerlerde 10 metreye, burçları 16 metreye, gözetleme kulesi ise 18 metreye yaklaşmaktadır
Kaleye yalnız güneydeki kapıdan girilebilmektedir
Kale alanında su sarnıçları, odun depoları, asker odaları bulunmaktadır
![]()
Aznavur Kalesi
Nusaybin ilçesinin 14 km kuzeydoğusundaki Aznavur Kalesi, geniş bir vadinin üzerindeki bir tepenin zirvesindedirKale 970'de Hamdan bin Al Hasan, Nasır Al-Davla bin Abdullah bin Hamdan tarafından inşa edilmiştir
Doğudan batıya uzunluğu 400 m'dir
Genişliği 30-60 m arasında değişmektedir
Kalenin inşa edilmiş olduğu düzlüğün zemini doğuda 800, batıda 300 m yüksekliktedir
Kale 14 burç, 2 gözetleme kulesi ile tahkim edilmiştir
Güneye açılan tek kapısı doruğa, kale meydanına gider
Burada kale beyinin mekânı görülmeye değer bir özellik teşkil etmektedir
Güneyde Suriye Ovası'na hâkim olan kulesi hâlâ ayaktadır
![]()
Xetabin Harabeleri
Xetabin (Hatabin) harabeleri Beylik köyünün 4 km kuzeyinde ve vadi kenarında yer almaktadırBirçok dönem yerleşim alanı olarak kullanılan bölge, günümüzde genel olarak gezici göçerlerce kullanılmaktadır
![]()
Üzüm Suyu Kanalı
Girmeli bucağının 1500 m güneydoğusunda, Odabaşı köyünün kuzeyinde İpek Yolu'na paralel biçimde doğuya doğru uzanan tarihi bir kanaldırMarin (Eskihisar) şehri yöresindeki dağlık köylerde yetiştirilen üzümün, kayalardan oyularak yapılan taş teknelerinde ezilip suyu çıkarıldıktan sonra, bu kanal vasıtasıyla uzaktaki kraliyet başkenti Ninova'ya akıtıldığı söyleniyor
![]()
Tak-ı Zaferin
İlçe merkezindeki bu tak hudut kapısına giderken sol tarafta, mayınlı sahanın içindedir ve dört sütundan oluşmuşturBu sütunların Nusaybin Okulu'nun kalıntıları olduğu sanılmaktadır
![]()
Sirvan Kalesi
Sasaniler tarafından 451 yılında Bizanslıların saldırılarını önlemek için yapılmıştır451 yılında Bizanslılarla Sasaniler arasındaki bir savaşta Sasaniler üstün gelirler
Çevre halkını esir alarak Sirvan Kalesi'ne götürürler
Komutan hastalanır; esirler arasındaki bir papaz komutanı iyileştirir, komutan da onu serbest bırakır
Baraz adlı bu komutan çok zalim bir kişi olduğu için çevre halkı isyan eder
Baraz ayaklanmayı çok şidetli bastırır ve ayaklanmacılara yardım eden Midyat ve İdil kasabalarını yağmalatır
Kale, Günyurdu köyünün kuzeydoğusunda, Turgutlu ile Değirmencik köyleri arasındadır
![]()
Ramanus-Cambus-Kasrı Belek
Nusaybin ilçesinin kırk kilometre kuzeydoğusundadırBurada çok eskilere ait olduğu tahmin edilen bir şehir harabesi ile bu harabe içinde yükselen veyöre halkı tarafından”Kasrı Belek” olarak adlandırılan büyük bir şato kalıntısı bulunmaktadır
![]()
Ramanus Harabeleri
Nusaybin'in 40 km doğusunda bulunan antik Kasrı Belek köyünde bir harabedir![]()
Rhabdium-Hafemtay Kalesi
Nusaybin ilçesinin 20 km kuzeydoğusunda, Suriye sınırına yakın bir tepe üzerinde Romalılar tarafından inşa edilmiştirTepenin doğusunda bulunan vadiden Nusaybin-Midyat kervan yolu geçmekteydi
Romalıların Suriye'den gelecek tehlikeler için ileri karakol işlevi yükledikleri Hafemtay Kalesi uzun zaman Araplarla Romalılar arasında çekişme konusu olmuştur
Bu nedenle de adı tarihte pek kanlı geçmektedir
Kale gerek Nusaybin Ovası'na ve gerekse kervan yolunun geçtiği vadiyle Suriye Ovası'na tamamıyla hâkim bir durumdadır
Güneyden kuzeye doğru uzanan kalenin 14 burcu, 2 gözetleme kulesi mevcut olup, uzunluğu 1500 metreyi bulan surlarının yüksekliği 10, burçlar ile gözetleme kulesinin yüksekliği 20 metre kadardır
Kaleye giriş güneyden tek noktadan yapılır
Kale meydanından su sarnıçları, erzak ambarları, bazı bina kalıntıları ile yeraltı mahzenleri görünmektedir
![]()
Pınarbaşı (Serekani) ve Dirim (Şahban) Harabeleri
Adı geçen harabeler birbirlerini takip etmekte olup ilçenin 30 km kuzeyinde bulunmaktadırlarPınarbaşı'nın üst tarafında vadiye hâkim yıkılmış kalesi mevcuttur
Pınarbaşı ile Dirim arasında bulunan ve kimler tarafından yapıldığı belli olmayan, duvarları halen sağlam, kesme taşlardan yapılmış bir şato günümüzde de dimdik ayaktadır
1969 yılında yapılan ve köylere su taşıma amaçlı kanal kazısında bir küp içerisinde tamamı gümüş ve Büyük İskender'e ait sikkelerin bulunması, yerleşim alanının tarihi hakkında önemli bir bilgi vermektedir
Harabelerin bitim noktasında vadi ağzında bir höyük ve sağ tarafında bir kısmı kayalara oyulmuş, ancak tamamı tahrip edilmiş bir mezarlık alanı bulunmaktadır
Bunların haricinde ilçemizin değişik yerlerinde başka höyükler, kaleler ve yerleşim alanları da mevcuttur
En büyük höyüklerden Girmeli ve Duruca, şu anda tümüyle yerleşim alanı olmuşlardır
Birçok kale ise (Yandere ile Akarsu arasındaki Kavarêh Kalesi gibi) bilimsel bir araştırmayı beklemektedir
Üzülerek belirtelim ki birçok tarihi yerimiz ve kalemiz (Akarsu kalesi, Habis -İlkadım- vs) define bulmak uğruna ya tamamen ya da kısmen tahrip edilmiştir
![]()
Mar Yuhana Kilisesi (Deyr-Gazel)
Mar Evgin Manastırı'nın doğusunda Tûr Abidin Dağı'nın kayalık bir yamacındadırBir dizi eski yapıdan oluşmaktadır
Halk arasında “Deyr-Gazel” diye bilinmektedir
Mar Evgin Manastırı'na 5 km uzaklıktadır
![]()
Mar Aho Kilisesi
Günyurdu köyünün kuzeyinde, tepe üzerinde bulunan kiliseye Patrik IIIYakub döneminde bazı eklemeler yapılmıştır
![]()
Kışla
Nusaybin'de, şimdi yıkık bir duvardan başka kalıntısı olmayan kışla, Diyarbakır Valisi Hafız Mehmed Paşa tarafından 1837 yılında yaptırılmıştırBüyük bir alana kurulan kışlanın 300'den fazla odası ve giriş kapısında iki büyük aslan heykeli vardı
1891 yılında 2
Abdülhamid zamanında kurulan Hamidiye Süvari Alayları'nın Nusaybin kolu bu kışlada barınmaktaydı
İkinci Dünya Savaşı yıllarında da binlerce askerin kaldığı kışlanın büyük bir bölümü 1970'lere kadar ayaktaydı
![]()
Kışla Camii
Eski kışla civarına düşen ve eski yapısından sadece minaresi kalan camiyi Mervani hanedanından Behlul Beg bElvend Beg'in 1588 tarihinde inşa ettiği, daha sonraları Şaban b
Abdullah adlı bir hayırsever tarafından tamir ettirildiği minarede yazılı kitabede belirtilmiştir
![]()
Harabbaba (Kuru Köy)
Nusaybin'in kuzeybatı kesiminde ve ilçeye 34 km uzaklıktadırDirekt yol olmaması nedeniyle Büyük Kardeş köyü üzerinden gidilmektedir
Antik kentinhangi dönemde ve kimler tarafından kurulduğu, herhangi bir araştırma yapılmadığından dolayı, bilinmemektedir
Ancak, bulunan sikkeler Selefkus, Roma, Sasani, Bizans ve İslam dönemlerine tanıklık ettiğini ortaya koymaktadır
Yerleşim alanı çok geniş bir alanı kapsayan yerin mimari bir özelliği henüz ortaya çıkarılmamıştır
Kalesi bugünkü yerleşim alanının 500-600 metre güneybatısında olup, kale surları ve kule yerleri halen mevcuttur; ancak kuzey ve doğu tarafındaki surlar zamanla tamamen ortadan kaldırılmıştır
Güneyden kısmen taşlarla döşeli bir antik yol hâlâ uzanmakta ve güney kapısında son bulmaktadır
Kalenin içinde su sarnıçları, mağaralar ve bolca depo vardır
Değişik zamanlarda yerleşim alanında çok değerli antik eserler bulunmuş, ancak tümü kaçakçıların eline geçmiştir
(1976 yılında bir köylü tarafından tesadüfen bir mağarada bir sıra halinde kaya mezarlar bulunduğu; mağaranın tam ortasında ise üstü altın işlemeli bir örtü ile kaplı, başucunda işlemeli bir vazo ve değişik antik eşyaların olduğu tek parça ayrı bir mezar bulunduğu tüm köylülerce dile getirilmektedir
) Yerleşim alanında zaman zaman toprak altında tek parça mozaiklere de rastlandığı bilinen bir gerçektir
Sikkeler dışında heykellerin, cam vazoların, değişik mühür ve anforaların çıktığı da biliniyor
![]()
Bezekê (Erdoğdu)
Nusaybin ilçesinin kuzeyinde ve 30 km mesafede olan bu yerin hangi dönemden kaldığı bilinmiyorÖzelliği, vadi boyunca sağlı sollu mağaralara sahip olmasıdır
116 mağaraya sahip Bezekê'de mağaralar çift sıra, bazen de üç sıra halindedir
Tam tepesinde “Küçük Kale” denilen, ancak tamamen tahrip edilmiş olan bir kale, kuzeydoğusunda ise bir tepe üzerinde etrafa hâkim ve “Büyük Kale” denilen ikinci bir kale bulunmaktadır
Bu kalenin çevre surları kısmen yıkılmış olsa da halen yerleri bellidir
3 km kuzeyinde “Kentur” harabeleri, bunun da 5 km kadar kuzeyinde “Der Muskê” denilen ve manastır-kale olarak kullanıldığı tahmin edilen bir yer vardır
![]()
KÜLTÜR MERKEZİ İSMİ BELİRLENDİ
2005 Nisan ayında yapımına başlanan kültür merkezinin ismi belirlendiyaklaşık beş ay önce isim önerisi için kampanya başlatan Nusaybin belediyesi,kampanya çerçevesinde gelen yüzlerce isim önerisi arasından 'MÎTANNÎ' ismini belirledi
Çok yakında bitirilecek olan kültür merkezi MİTANNİ ismi ile yaşayacak
![]()
Milattan önce 1500-1250 yılları arasında Hurriler tarafınfdan kurulan Mitanni devleti Mısırdan sonra ortadoğunun en büyük devletiydi![]()
Konu =MaGmA= tarafından (04-12-2008 Saat 17:19 ) değiştirilmiştir.
There are currently 1 users browsing this thread. (0 members and 1 guests)